Zeugma Antik Kenti/ Belkıs

05-01-17 hdomac 0 comment

Gaziantep ili, Nizip İlçesi, Belkıs Köyü sınırları içerisinde Fırat Nehri ve Birecik Baraj gölünün kıyısında, yeni Belkıs köyünün yakınında yedi tepe üzerine kurulmuştur. Yaklaşık 20 bin dönümlük bir arazi üzerine kurulmuş olan Belkıs/Zeugma Antik Kenti; Fırat’ nehrinin geçilebilir en sığ yerinde, askeri ve ticari bakımdan çok stratejik bir bölge olması nedeniyle tarihin her döneminde önemini korumuştur. 80 bin nüfusu ile döneminin en büyük kentlerinden biri olan Belkıs/Zeugma, tarihin değişik dönemlerinde değişik isimlerle anılmıştır.

Büyük İskender’in generallerinden ve daha sonra Suriye Kralı da olan Selevkos Nikator kendi adıyla Fırat nehrinin adını birleştirerek M.Ö.300 yılında burada Selevkos Euphrates ( Fırat’ın Silifkesi ) adında bir kent kurmuştur. Bu kentin karşısına da eşi Apameia’nın adıyla ikinci bir kent kurarak, bu ikiz kenti bir köprüyle birbirine bağlamıştır.

Kommagane kralı Mitridates I. Kallinikos’un, Selevkos kralının kızı Leodike ile evlenmesiyle kent, çeyiz olarak Kommagane krallığına verilmiştir. Leodike’nin oğlu Antiokhos I, bu kentin geliriyle Nemrut dağındaki heykelleri yaptırmıştır.

40 yıl Kommagene Krallığı’nın dört büyük şehrinden biri olan kent, MÖ 31’den itibaren tamamıyla Roma İmparatorluğuna bağlanmış ve ”köprü”, ”geçit” anlamına gelen ”Zeugma” adını almıştır. Romalı Komutan Pompeius MÖ 64’de kendine yaptığı yardımlar karşılığında kenti 1. Antiachos’a vermiştir.

Hellenistik dönemde Selevkos Nikator zamanında Zeugma’da önemli imar faaliyetleri yapıldığı
bilinmektedir. Ancak asıl imar faaliyetleri Roma dönemindedir. Roma İmparatorluğu’nun önce 4. Skitia (İskit) Lejyon Garnizonu, sonraları 6 bin askerden oluşan “IV. Lejyon”unun burada konuşlandırılması ve ticaret sebebiyle kısa zamanda 80 bin nüfusa ulaşan Zeugma’da Fırat manzaralı yamaçlara villalar
inşa edilmiştir. 80 bin kişilik nüfus Zeugma’yı dünyanın en büyük kentlerinden biri haline getirmiştir.

Örneklemek gerekirse Zeugma, komşusu sayılan Antakya (Antiokheia) ile Mısır’daki İskenderiye’den
( Aleksandreia) daha küçük, Atina (Athena) ile aynı büyüklükteydi. Pompei ve şimdi dev bir metropol olan Londra‘dan (Londinum) ise birkaç kat büyüklükteydi. Roma döneminde kent en zengin dönemini yaşamıştır. Nitekim ünlü coğrafyacı Strabon, Plinius ve birçok antik yazar Zeugma’dan bahsetmiştir.

Zeugma bölgede ticaretin merkezi durumunda olmuştur. Kent Roma’nın doğu sınırında en
son kentlerden biri olması sebebiyle, stratejik öneme de sahiptir. Antakya’dan Çin’e uzanan tarihi ipek yolu Zeugma’dan geçmesi nedeniyle Uzakdoğu’dan getirilen ipek, baharat ve değerli taşlar Zeugma gümrüğünden geçerek, Zeugma agorasında (Pazaryeri) tüccarlara pazarlanmıştır. Antik kentin arşiv odasında ele geçen ve dünya rekorları kıran, 100.000. (yüz bin)’in üstündeki mühür
baskıları Zeugma kentinin haberleşme ve ticaretteki önemini kanıtlamaktadır. Mühür baskıları mektuplarda, noter belgelerinde, para torbalarının ve gümrük balyalarının mühürlenmesinde kullanılmaktaydı.

İhtişamlı ve stratejik öneme sahip Zeugma’yı M.S. 256 yılında Sasani kralı Şapur I, ele geçirerek yakıp yıkmış, daha sonra kent bir depremle alt üst olmuştur. Bu tarihten sonra artık Zeugma bir daha kendini toparlayamamış ve eski ihtişamına ulaşamamıştır. Zeugma 5 ve 6. yüzyıllarda Bizans hâkimiyetine girmiş, 7. yüzyılda ise Arap akınları neticesinde terk edilmiştir. 9-12. yüzyıllar arasında İslami yerleşim olarak varlığını sürdüren kentin 17. yüzyılda yanı başına Belkıs köyü kurulmuştur.

zeugma-illis

Fotoğraf: Zeugma Antik Kenti’nin llistrasyonu

Zeugma’nın şehir yapısı ve sanatı

Zeugma’nın, Fırat Nehri kıyısından küçük yükseltiler ve yamaçlarla 300 metre yükselen akropol tepesinde tüccarların ve kentin koruyucusu kader tanrıçası Tykhe tapınağı yapılmıştır. Çevresindeki ovalara hâkim, kartal görünümlü olan bu tepe, aynı zamanda Zeugma’nın büyüklüğünü ve görkemini de yansıtmaktaydı. Zeugma Antik Kenti kendi şehir sikkesi de basmış Roma Kentlerinden biridir.  Sikkeler bir tarafına Thyke tapınağı, diğer tarafına da güçlülüğü simgeleyen Roma Kartalı motifi basılmıştır.

Kentin kuzeyinde toprak altında; agora, odeon (basamaklı tiyatro) ve hamam gibi resmi binalar, batısında; tiyatro, askeri kamp, kuzey batısında; atölyeler, doğusunda ise villaların olduğu teraslar mevcuttur. Nekropol (toplu mezarların bulunduğu bölge) alanı kenti güney ve batıdan iki ucu Fırat nehriyle sonlanan yarım ay biçiminde sarmıştır.

Zeugma kentinin suyu, şehrin 10 kilometre batısındaki dağlardan 1.30 metre yüksekliğinde 0.50 metre genişliğinde su kanallarıyla getirilerek, kanal, künk ve benzeri tali suyollarıyla şehir içine dağıtılmıştır. Her evin iki adet sarnıcı mevcuttur, kullanılan su tahliye kanallarıyla galeri biçimindeki atık su kanallarına bağlanmıştır. Sonuç olarak Zeugma’nın kusursuz bir su şebekesi ve alt yapı sistemi mevcuttur.
Evler; ortasında bulunan sütunlu avluların etrafında yer alan odalara sahiptir. Odalar ışığını demir korkuluklu ve camlı geniş pencereleriyle bu avludan almaktaydı. Evlerin tabanı mozaik, duvarlar fresklerle bezenmiş olup, odalar mobilya, heykel ve heykelciklerle donatılmıştı. Zeugmalı mozaik ustaları Fırat nehrinden topladığı nehir taşlarını 8-10 milimetre ebadında kübik biçiminde keserek (tessera) mozaikleri yapmıştır. Ustalar açık mavi, açık ve koyu yeşil ve turuncu gibi renkte taşları doğa da bulamaz ise bu renkleri cam tesseralarla (mozaikçilikte kullanılan dört köşe küçük mermer ve cam)  elde etmiştir.
Zeugma’ya Samsat (Adıyaman’ın ilçesi) gibi diğer şehirlerden gelen mozaik ustalarının çalıştığı saptanmıştır. Bu ustalardan Samsatlı Zosimos’un “Venüs’ün Doğuşu” ve “Ziyafet Sofrası” adlı iki mozaiği gün ışığına çıkarılmıştır. Mozaiklerde mitolojiden ve tiyatro sahnelerinden seçilen konular işlenmiştir.
Ele geçen mozaikler Roma İmparatorluğunun en zengin olduğu, sanatının doruğa ulaştığı 2 ve 3. yüzyıla aittir.

Duvar resimlerinde ise tanrıça, insan, hayvan ve geometrik resimler kullanılmıştır. Renkler dün yapılmış gibi canlıdır. Bunun yanı sıra Zeugma’da yontu sanatı da gelişmiştir. Öyle ki Zeugma’nın kendine özgü heykeltıraşlık ekolü oluşmuştur. Bronz, kireç taşı ve mermerden heykeller, sert kalkerden lahitler yapılmıştır. Erkekler için kartal, kadınlar için ise yün sepeti kabartmalı mezar stelleri (dikili taş)
yontulmuştur. Yüzük taşı oymacılığında da Zeugmalı ustalar çok başarılıdır. Antik dönemde varlıklı her kişinin bir yüzük mühürü mevcuttur. Zeugmalıların mühründe sevdiği tanrının, tanrıçanın, hayvanın veya kişinin resmi bulunurdu. Bu figürler yaklaşık 3-7 milimetre ebadında olup, merceğin henüz keşfedilmediği o dönem için yapımı bir hayli düşündürücüdür.

Zuegma Sular altında

Belkıs-Zeugma’da ilk kazı, kaçak kazı ihbarı nedeniyle güney nekropolünde Gaziantep Müze Müdürlüğü tarafından 1987 yılında gerçekleştirilmiştir. Burada oda biçimli aile kaya mezarının ön terasına dizilmiş halde mezar sahiplerine ait heykeller bulunmuştur.

Diğer kazı 1992 yılında yine bir ihbar sonucunda yapılmış ve şarap tanrısı Dionysos ve eşi Ariadne’nin düğününün resimlendiği bir taban mozaiği ve villa gün ışığına çıkarılmıştır. Bu alan seyir yeri yapılarak küçük bir müze olarak düzenlenmiştir. 7 yıl süresince Zeugma’ya gelen ziyaretçiler hayranlıkla bu mozaiği seyretmiş ve Zeugma kentinin büyüklüğü ziyaretçilere görsel olarak sunulmuştur. 15 Haziran 1998 yılında ise bu mozaiğin büyük bir kısmı çalınmıştır.

Zeugma, kazı çalışmaları (A), (B), (C) olarak üç bölüme ayrılmıştır. GAP kapsamında inşa edilen Birecik
Barajı’nda su tutulmaya başlanmasıyla birlikte Türk ve yabancılardan oluşan ekipler antik kentin sular altında kalacak villaları ve çarşıların bulunduğu (A) ve (B) bölümlerinde yoğun kurtarma kazıları yapmıştır.

(A) Bölgesinde
1999-2000 yıllarında Gaziantep Müzesi sorumluluğunda Arkeolog Mehmet Önal başkanlığında yapılan çalışmalarda Poseidon ve Euphrates villaları gün ışığına çıkarılmıştır. Mozaikler bu villaların sığ havuz, çeşme ve odalarının tabanında yer almaktaydı. Bu mozaiklerin konuları ise “Akhileus”, “Venüs’un Doğuşu”, “Dionysos-Telete”, “Fırat Tanrıları”, “Galatya”, “Dionysos-Ariadne”, “Satyros Antiope” vb.
teatral, mitolojik sahnelerle, geometrik desenlerden oluşmaktadır.

Ayrıca çalışmalar sırasında fresk ve stüko tekniğinde(alçı ve mermer tozunun karışımından elde edilen bir harçla yapılan süsleme tekniği)  yapılmış figürlü, bitkisel, geometrik duvar resimleri gün ışığına çıkarılmıştır. Çok sayıda sikkenin yanı sıra bronz ve pişmiş toprak heykelcik, kandil ve çömlekler bulunmuştur. Sırt üstü yatar şekilde duran Savaş Tanrısı ünlü bronz Mars heykeli de bu buluntulardan arasındadır.

Zeugma (A) Bölgesi su altında kaldığında, (B) Bölgesinde Kültür Bakanlığının izniyle, Gaziantep Müzesi’nin şemsiyesi altında çok uluslu bir arkeoloji ekibiyle Temmuz 2000 de kurtarma kazılarına başlanılmıştır. Bu çalışmalarda Zeugma kentinin evleri, kilisesi, arşivi ve stoası (üstü kapalı sütunlu galeri)  hakkında yeni bilgilere ulaşılmıştır. “Ziyafet Sofrası”, “Europa’nın Kaçırılışı” ve “Eros” mozaikleri, freskler gün ışığına çıkarılmıştır. Antiokhos steli, heykelcikler, sikkeler, bronz kazanlar ve
çömlekler bu bölgede bulunmuştur. Birecik baraj gölü sularının (B) bölgesine de ulaşması sebebiyle kurtarma kazı çalışmalarına 4 Ekim 2000 de son verilmiştir. Son durum itibariyle Zeugma’nın (A) ve (B)  bölgelerinde yaklaşık 1/4’lik bölümü Birecik Barajı gölü suları altında kalmıştır.

Sular yükselirken yapılan bu kurtarma kazılarında ele geçen mozaikler, freskler, mimari parçalar ve benzeri tüm buluntuların çizimleri yapılıp belgelendikten sonra, su altında kalmaktan kurtarılarak Gaziantep Müzesine taşınmıştır.

Kentin su altında kalmayan (C) bölümünde yer alan villalar, tiyatro, sütunlu caddeler, hamam, agora ve
tapınak ise toprağın 3-4 metre altında tamamen gün ışığına çıkacağı günü beklemektedir.

Nitekim 2003 yılında Zeugma’da restorasyon amaçlı kazı çalışmalarını başlatılmıştır. Gaziantep Müze Müdürlüğü başkanlığında Arkeolog Mehmet Önal’ın sorumluluğunda yapılan kazı çalışmalarında Dionysos Villasının kazısı tamamlanarak restorasyona hazır hale getirilmiştir. Ayrıca, Dionysos villasının batı bitişiğinde “Danae” villası kısmen açığa çıkarılmıştır. Bu villada ünik bir mozaik olan “Danae ve Diktys” konulu taban mozaiği bulunmuştur. 2004 yılında ise bu evin avlu kısmının (Perystil) kazısı tamamlanmıştır. Anılan, villaların restorasyon projelerinin çalışması devam etmektedir. Bu iki villanın restorasyonu neticesinde, Zeugma açık hava müzesinin başlangıcı yapılmış olacaktır. Zeugma’ya gelen ziyaretçiler, Zeugma mozaiklerini villalarda orijinal mekânlarında görebilecektir.
Ayrıca, 2004 yılında tiyatroya ait 6 adet oturma sırası (Cavea) kısmen açığa çıkarılmıştır.  Zeugma’da yapılacak kazıların daha yüzlerce yıl devam edecek olması nedeniyle, 2005 yılından itibaren Zeugma kazı başkanlığı, Ankara Üniversitesi, Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi, Arkeoloji Bölümü öğretim görevlisi Doç. Dr. Kutalmış Görkay’a verilmiştir.                     

Muhteşem Mozaikler ve hikâyeleri

roman-mosaic

Fotoğraf: Bugün Gaziantep şehrinin de simgesi olan “”Çingene Kızı”” mozaiği

Zeugma’nın simgesi “Çingene Kızı”

Zeugma denince akla ilk gelen ”Çingene Kızı” adı verilen mozaik olmuştur. Çingene Kızı sadece Zeugma’nın değil, Gaziantep’in de simgesi durumundadır. 1999 yılında  Zeugma mozaiklerinin (ya da Belkıs Harabelerinin) kurtarılması çalışmaları sırasında bir vatandaşın gösterdiği dere yatağında yapılan kazıda ortaya çıkan bu gizemli mozaik üzerinde betimlenen ”Çingene Kızı”nın kim olduğu konusunda kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Çingene Kızı mozaiğine resmedilen kişinin cinsiyeti de tartışma konusu olmuştur. Bu figürün ”Yer Tanrısı ve Tanrıların Anası Gaia” olduğuna dair görüşlerin yanı sıra Büyük İskender olduğunu iddia edenler de bulunmaktadır.  İnanılmaz canlı renkler içeren ve paha biçilmez bir değere sahip mozaikteki insan figürü, gözlerindeki hüzün ve bakışlarındaki gizem ile anlam
kazanmaktadır.

”Çingene Kızı”nın 1970’lerde  Zeugma antik kentinde kaçakçılar tarafından açılan ve delik deşik edilen bir alanda olduğu 30 yıl kadar sonra ortaya çıkmıştır. Diğer figürleri kaldırdıkları belirlenen kaçakçıların onu görmemiş olmaları büyük bir şanstır.

Zeugma Antik Kenti’ndeki bir villada, yemek odasının 300 m2’lik taban kısmında yer almış olan mozaiğin birçok yeri tahrip edilmiştir. Kazı çalışmaları sırasında deprem nedeniyle üzerine düşmüş sütunlar olduğu görülen ve sütunlardan biri kaldırıldığında ortaya çıkan mozaiğin üzerine su dökülmüş
ve Çingene Kızı gülümseyerek belirmiştir.  Kazı esnasında orada bulunan görevliler ve basın mensupları çıkan eserin başına büyük bir merakla toplanıp “Bu kim?” diye sormuş, fakat sorunun yanıtını
bilmek mümkün olmamıştır. Çünkü bu tür mozaiklerin yanında genelde kim olduğu yazmasına karşın bu mozaikte yazı bulunmamıştır.  Kazıya katılanlar ”Halka küpesi var, bağı var, saçlarında örgü var,” diyerek ”Çingene kızına benziyor!”  tahmininde bulunmuş ve bu adı almıştır.  Çingene Kızı mozaiğin tamamında, dirseği dizinde, avucu çenesine dayalı pozisyonda, bir kayanın veya taburenin üzerinde öne eğilmiş biçimde tasvir edildiği tahmin edilmektedir. Mozaikteki işçilik mükemmeldir ve taşlar gözaltındaki halkaların kavisine göre dizilmiştir. Bu nedenle usta biri tarafından yapıldığı
anlaşılmaktadır.
“Akratos, Mevsim Tanrıçası ve Satir” adlı eserlerle birlikte kurtarılan “Çingene Kızı” bir süre Gaziantep Arkeoloji Müzesi’nde sergilendikten sonra 9 Eylül 2011 tarihinden itibaren Zeugma Mozaik Müzesi’nde taşınmıştır.

Fırat Nehri’nin Kralı Akheloos

Fırat’ın bolluk ve bereketi diğer bir Zeugma mozaiğine daha konu olmuştur. Mozaikte Fırat Nehri’nin Kralı olan Akheloos’un başı yemişler ve meyveler saçan bereket boynuzuyla birlikte betimlenmiştir. Akheloos kanat biçiminde bıyıklıdır. Saçına çiçekler takılmış, alın üstü çift bereket boynuzuyla taçlandırılmıştır. Fırat çevresinde yetişen üzüm, armut, incir, nar, yenidünya, ayçiçeği gibi meyvelerin
resimleri bu mozaikte bereket boynuzu ve dallarla çevrilerek resmedilmiştir.

Akheleoos, Okeanos ile Tethys’in her biri ırmak tanrısı olan 3 bin oğlunun en büyüğüydü. Akheloos’la
ilgili değişik efsaneler mevcuttur. Bu efsanelerden birine göre; Aitolia’da Kalydon Kralı Oineus’un komşusu olan Akheloos, kralın kızı Deianeria’ya evlenme teklifi eder. Ancak ırmak tanrısı olarak Akheloos’un metamorfoz (başkalaşma) yeteneği vardır; istediği şekle girebilmektedir. Kimi zaman boğa, kimi zaman ejderha olur. Bu yetenek, böylesine rahatsız edici bir kocayla evlenmeyi düşünmeyen Deianeria’yı korkutur. Herakles, Oineus’un sarayına kendini takdim edip, kızı Deineria’ya evlenme teklif edince güzel kız da bu teklifi hemen kabul eder. Herakles ve yerinin alınmasına kolay kolay razı olmayan Akheloos arasında kıyasıya bir çatışma olur. Akheloos bütün yeteneklerini, Herakles de bütün gücünü kullanır. Mücadele sırasında Akheloos boğaya dönüşür. Herakles O’nun boynuzlarından birini koparır. Bunun üzerine Akheloos kendini yenik sayarak teslim olur. Deineria’yla evlenme hakkını Herakles’e bırakır ama kırılan boynuzunu geri ister. Herakles bu boynuza karşılık, Zeus’un sütannesi keçi Amaltheia’nın bol çiçekler ve meyveler saçan, bir boynuzunu ona hediye eder. Bazı yazarlar bu harika boynuzun Akheloos’un kendi boynuzu olduğunu da ileri sürerler.

kral-akheloos

Fotoğraf: Fırat Nehri’nin kralı Akheloos’un mozaiği

Fırat Nehrinin tanrısı Euphrates

Zeugma’da sekizgen sığ bir havuzun taban mozaiğine işlenmiştir. Bu mozaikte Euphrates bir divan üzerine hafif yatar vaziyettedir. Dirseğinin altındaki testiden Fırat akmakta ve suyla buluşan topraktan yeşillikler fışkırmaktadır. Sol elinde bir dal tutar, gövdesinin üstü çıplaktır. Ayakucunda bir ağaç mevcuttur. Bu mozaik Belkıs/ Zeugma Mezarlık üstü mevkiinde 2000 yılında kurtarma kazısında Roma villasının havuzlu koridorunda Fırat Nehri tanrılarıyla birlikte gün ışığına çıkarılmıştır.

Efsaneye göre Fırat Nehri’ne adını veren Euphrates’in Aksurtas adında bir oğlu vardır. Bu delikanlı bir gün annesinin yanında uyuyorken, Euphrates onu yabancı bir erkek zannederek öldürür. Euphrates sonra bu acı hatasını farkeder ve kendisini Medos ırmağına atarak ölür. O günden beri Medos ırmağının adı Euphrates (Fırat) olarak söylenir.

Fırat Nehrinin Genç Nehir Tanrısı

Gövdesinin üstü çıplak genç nehir tanrısı dirseğini bir podyuma dayamış halde çimlerin üstünde hafif yan yatmaktadır. Sol üst köşede üçgen alınlıklı ve iki yanı avlu duvarlı bir bina resmi mevcuttur. Bu genç nehir tanrısı Fırat’a su sağlayan bir çayı (Merzimen) simgeliyor olmalıdır. Bu mozaik havuzlu koridorun
taban mozaiğidir.

Akhilleus Mozaiği

Akhilleus’un Troya savaşına katılmasını istemeyen annesi ve babası O’nu Skyros adasına (Akdeniz’de Yunan Adası)  Kral Lykomedes’in sarayına gönderir. Akhilleus burada kadın kıyafetleri giyerek sarayda yaşayan Lykomedes’in diğer kızlarının arasına karışır. Ancak ilerleyen günlerde Akhilleus’un Troya seferine katılmaması halinde Troya’nın alınamayacağı kehanetleri üzerine Odysseus O’nu aramaya başlar. Akhilleus’un savaşçı ruhunu çok iyi bilen Odysseus Kral Lykomedes’in sarayına akıllıca bir plan yaparak gider. Gezgin bir satıcı kılığında Lykomedes’in haremine girer. Kızların önüne birbirinden albenili kumaş ve kadın eşyaları ile birlikte birkaç silah koyar. Haremdeki bütün kadınlar takı ve kumaşlarla ilgilenirken, kadın kıyafetleri içindeki Akhilleus dayanamayarak kılıç ve kalkanı eline alır, kullanmaya başlar. Odysseus’un planı tutmuştur ve Akhilleus’un gerçek kimliği ortaya çıkmıştır. Zeugma’dan çıkarılan mozaikte de işte bu an tasvir edilmektedir.

Tritron Mozaiği

Kaçakçılar tarafından bulunarak Amerika Birleşik Devletlerine kaçırılan bu mozaikte Amphytrite, Posseidon’dan olan çocuğu Triton’un üzerinderesmedilmiştir. Amphitrite dünyayı çepeçevre saran Deniz’in kraliçesidir.

Dionysos ve Nike

Anadolu kökenli şarap ve doğa tanrısı Dionysos ve zafer tanrıçası Nike’nin bir arada görüldüğü bu mozaikte; Dionysos, Nike tarafından idare edilen ve iki panter tarafından çekilen bir arabanın içinde görülmektedir.

Poseidon, Oceanos ve Tethys Mozaiği

Havuz zemini veya yemek odası tabanı olduğu tahmin edilen bu mozaikte denizlerin en önemli tanrıları tasvir edilmiştir. En üstte Hippocam adı verilen ön tarafı at, arkası balık olan yaratığın üzerinde Posseidon görülmektedir. Posseidon’un elinde üç dişli dirgen (çatallı tarım aracı) bulunmaktadır.
Mozaiğin alt kısmında ise yine bir diğer deniz tanrısı Oceanos ve denizlerde dişiliği sembolize eden Tethys resmedilmiştir.

Dionysos ‘un Düğünü

Tasvir panosu on figürden oluşmaktadır. Dionysos ile Ariadne birlikteliğini, başka bir deyişle düğününü yansıttığı akla gelmektedir. Dionysos’un Ariadne’yi Naxos adasında bulmasından sonra gerçekleştirilen
şenlikli evlenme törenleri, Dionysos konulu kompozisyonlarda oldukça sık betimlendiğinden, buradaki sahneyi de Thiasos’dan çok Dionysos ile Ariadne’nin düğünü olarak yorumlamak uygun olacaktır. Sol baştaki Menad, bu evlilikten hoşnut olmayan, Dionysos’u yitirmek üzere olmanın huzursuzluğu ve küskünlüğünü yaşayan bir sevgili durumundadır.

Oceanos ve Tethys Mozaiği

Zeugma’dançıkarılan ve villalardan birinin havuz tabanı olduğu tahmin edilen bu mozaikte Oceanos
ve Tethys deniz canlılarıyla çevrelenmiş olarak betimlenmiştir. Mozaikte ayrıca yunuslara binen veya balık tutan Eroslara da rastlanmaktadır.

oceanos

Fotoğraf: Oceanos ve Tethys Mozaiği

Venus’ün (Aphrodite) Doğuşu

Roma’da eski İtalya’nın tanrıçası Venüs’le özdeşleştirilen aşk tanrıçasıdır. Doğuşu konusunda iki farklı tradisyon vardır: bazen Zeus’ la Dione’nin kızı sayılır, bazen de Ouranos’un kızı olarak kabul edilir. Aphrodite-Venüs, Roma şehrinin koruyucu tanrıçası olarak kabul edilir. Onun doğuşunu simgeleyen bu mozaiğin Samsatlı Zosimos usta tarafından yapıldığı bilinmektedir.

Daidalos ve Ikaros

Daidalos’un yaptığı işlerin resimlendiği taban mozaiği Belkıs Zeugma kentinde, ikinci yerleşim terasında Gaziantep Müzesi başkanlığında Nantes Üniversitesiyle yapılan katılımlı kurtarma kazısında gün ışığına çıkarılmıştır. Bu mozaik Roma villasına ait yemek odasının taban mozaiğidir. Anılan mozaikte altı figür mevcuttur. Soldan sağa: oturan Pasiphae, ayakta duran kızı Ariadne, Daidalos’la sohbet eden Tropos, ahşap yontan İkaros resimlenmiştir. Sağ alt köşede Minos boğasının kesik başına ok tutan Eros, sağ üst köşede ise Labyrinthos sarayı yer alır. Bu mozaikle ilgili olarak dört öykü anlatılmıştır. Bunlardan birinin testerenin icadı olduğu iddia edilmiştir. Öykü şöyledir;

Daidalos hem mimar, hem heykeltraş, hem de her türlü mekanik araçlar yapan ve Platon’un Menon adlı diyaloğunda sözü geçen canlı heykelleri bile meydana getiren çok yönlü bir yaratıcıdır. Diadalos, Atina’daki işyerinde yeğeni Talos ile birlikte çalışırmış. Günün birinde Talos ölü bir yılanın dişinden esinlenerek testereyi icat etmiş, bunu fena kıskanan Daidalos çırağını Akrapol’den aşağı atarak öldürmüş. Davaya bakan Areopagas mahkemesi de Daidalos’u sürgüne mahkûm etmiş. Bu mozaikte Daidalos’un elinde bir testere görmekteyiz.

Galateia (Galatya) Mozaiği

Zeugma’nın önemli eserlerinden biri olan Galatya mozaiği hakkında iki efsane mevcuttur. Mozaiğin buefsaneleri anlattığı kabul edilir. Efsanelerden biri şöyledir;
Galateia bir Giritlidir ve Eurytios adlı birinin kızı olup, Phaistos şehrinde yaşayan, iyi bir aileden gelmekle birlikte çok yoksul olan Lampros’la evlidir. Galateia’nın hamile kaldığını öğrenen Lampros, ona yalnızca erkek çocuk istediğini söyler.Eğer kız çocuğu doğurursa, Galateia çocuğu terk etmek zorunda kalacaktır. Lampros, dağda sürüsünü güderken, Galateia bir kız çocuğu dünyaya getirir Galetia’nın gönlü çocuğu terk etmeye razı olmaz. Kâhinlerin öğüdü üzerine, Galateia, çocuğuna erkek giysileri giydirir ve ona Leukippos adını takar; olup bitenleri de Lampros’dan saklar. Ancak zaman geçtikçe Leukippos güzelleşir ve yalanı gizlemek imkânsız hale gelir. Galateia korkuya kapılır ve Leto’nun tapınağına giderek, tanrıçadan kızının cinsiyetini değiştirmesini ister. Leto, Galateia’nın yalvarmalarına dayanamayarak onun dilediğini kabul eder ve genç kız erkek olur.
Silenos Mozaiği
Silenos’un Kentauros Pholos’un babası olduğu ve onu bir dişbudak ağacı Nympha’sından dünyaya getirdiği ileri sürülür.Başka bazı efsaneler O’nu Apollon Nomius’un (Arkhadia’lı Apollon) babası olarak da görürler. Silenos son derece çirkindir. Yassı burunlu, kalın dudaklı, boğa bakışlıdır. Çok kocaman bir karnı vardır, genellikle bir eşeğin üzerinde ve çok sarhoş olduğundan, dengesini güçlükle koruyabilir bir halde tasvir edilir. Mozaikte bu tasviri görmek mümkündür.
Kahvaltı Sofrasındakiler
Mozaik zengin bir biçimde dekore edilmiş bir evin muhtemelen yemek odasında (triclinium) bulunmuştur. Çok yüksek kalitede olan bu parça mükemmele yakın bir derecede korunmuş vaziyettedir. Mozaik üç ana öğeden oluşmaktadır. Ana panoyu üç taraftan saran geometrik bordür, yemek yiyenlerin oturdukları kanepelerin orijinal yerlerini göstermektedir. Çerçevede (aslan, panter vb.) vahşi hayvanlarla savaşan Eros’lar ayrıntılı ve canlı bir şekilde resmedilmiş; öte yandan çelenkli erkek ve kadın başları köşelerden ve eksenden gözlerini dikmiş onlara bakmaktadır. Son olarak, (1.75metre x 1.50metre) ebadında ortadaki çarpıcı pano güzel dokunmuş bir şeritle çerçevelenmiş ve batı tarafındaki kanepelere oturup yemek yiyenlerin karşısına gelecek şekilde yerleştirilmiş. Mozaiğin teması yemeğe gelen misafirler için bir “Sohbet Konusu”görevi görmüştür.
Resimde mimari bir arka plan önünde 3 kadın ve 2 genç kız görülmektedir. Kadınlardan ikisi mavi-yeşil kumaşlı bir kanepeye oturmuş; sohbet eder gibi birbirlerine dönmüşlerdir. Önlerinde üzerinde metal bir kâse olan yuvarlak, üçayaklı bir masa vardır. Onlardan az ötede, masanın sağ tarafında yer alan üçüncü kadın, soliumadı verilen ve arkası içbükey, yüksekçe bir koltukta oturmaktadır. Bir tülle örtülmüş beyaz saçları, oturan diğer iki kadından daha yaşlı olduğunu gösteriyor. Genç kızlardan biri ona bir kâse uzatırken diğeri resmin sol tarafındaki kanepenin arkasında durmaktadır.
Kadınların üzerinde tek bir sözcük olarak okunması gereken yazı görülüyor; Synaristosai,yani “Kahvaltı Sofrasındakiler.”
Bu sözcük M.Ö. 4. yüzyılda Menander tarafından yazılan bir Yunan komedyasının adına göndermede bulunmaktadır.Ana panelin altında yer alan ikinci bir yazıda mozaiğin yaratıcısının “Yapan Zosimos”olduğu yazılmıştır.
Yunuslu Eros Mozaiği
Bu mozaikte yunus balıkları üzerinde Eros figürleri tasvir edilmektedir.
Bereket Tanrısı Demeter
Fırat ile ilgili tanrıların batı bitişiğinde kare sığ bir havuz içinde buğday başakları ve çiçeklerle taçlandırılmış, sol omuzu üzerinde bereket boynuzu bulunan toprak ve ürün tanrısı Demeter büstünün olduğu mozaik yer alır. Burada mozaik ustası önce suyu Fırat Nehir tanrılarının olduğu havuzdan geçirip sonra bolluk ve bereket tanrıçası Demeter’in olduğu havuza ileterek Fırat’ın çevresine sunduğu bolluk ve bereketi tasvir edip, ürün ve üretim denklemini kurmuştur.
Su perisi (Naias) Mozaiği
Fırat’ın tanrısı Euphrates’in sağında bir su perisi çimlerin üstüne sol dirseğini dayamış hafif yan yatmış vaziyette tasvir edilmiştir. Su perisinin dirseğinin altından pınar akmaktadır. Bu da Fırat’ı besleyen çaylara su sağlayan pınarları simgelemektedir.
Parthenope
Sirenlerden (adada yaşayan deniz yaratıkları) biridir. Mezarı Napoli’de gösteriliyordu. Kız kardeşleriyle birlikte kendini denize atmış; dalgalar cesedini Napoli sahillerine sürüklemiştir. Napoli sahillerinde O’nun için bir anıt dikilmiştir. Efsanenin başka bir versiyonuna göre, Parthenope aslen Phrygia’lı bir genç kızdı.Metokhos’aâşık oldu, ama evvelce etmiş olduğu bereket yeminini O’nun uğruna bozmayı da içine sindiremiyordu.Parthenope tutkusundan dolayı kendini cezalandırdı. Saçlarını kesti gönüllü olarak Campania’ya sürgüne gitti. Campania’da kendini Dionysos’a adadı buna çok kızan Aphrodithe O’nu kuş vücutlu kadın başlı deniz ifriti olan Siren’e dönüştürdü.
Metiokhos
Aslen Phrygia’lı bir delikanlıdır. Metiokhos kendisi gibi Phrygia’lı olan Parthenope ile olan ölümsüz aşkları ile ünlüdür.Metiokhos, bakire kalmaya yemin etmiş Parthenope adındaki genç bir kıza âşıktır. Parthenope de onu seviyordu, ama ettiği büyük yemini de bozmak istemiyordu. Saçlarını kesti ve kendini sürgün etti. Campania’ya gitti ve orada kendini Şarap Tanrısı Dionysos’a adadı.( İtalya’nın Napoli kenti grekçe Parthenope adını bu efsaneden almıştır) Ancak cismani aşka yüz çevirenleri Aphrodithe asla affetmezdi.Bu yüzden onu kuş vücutlu kadın başlı deniz ifriti olarak tanımlanan Siren’e çevirdi.
Ölümsüz ÂşıklarPartenope ve Metioxyeniden buluştu
Fırat Nehri kıyısında bulunan ve bir bölümü, GAP kapsamında inşa edilen Birecik Barajı gölü altında kalan Belkıs Zeugma antik kentinden kaçırılan mozaiğin, Amerika Birleşik Devletlerinden getirilen figürü, müzedeki parçasına monte edilerek, sergiye hazır hale getirilmiştir. Gaziantep’e 2 sandık içerisinde getirilen mozaikler, toprağına, müzede bulunan parçasına kavuşmuştur. Bir aşk hikâyesinin iki kahramanı olan Partenope ve Metiox, uzun yıllar sonra da olsa, birbirlerine kavuşmuştur.
Aşk (Eros) ve Ruh (Physke)
Aphrodite’in oğlu Eros ile bir kralın üç kızının en güzeli Psykhe arasında yaşanan, büyük acılar sonunda mutlu biten efsanenin mozaiğini temsil eder.
Akratos
Gaziantep Müzesinin 1998 yılında Belkıs/Zeugma Kelekağzı mevkiinde yaptığı kurtarma kazısında gün ışığına çıkarılmıştır. Akratos ve Euphrosyne klineye(Antik çağda, dinlenmek ya da yemek yemek için üzerine uzanılan uzun bir çeşit kanepe) oturmuş, Akratos geyik başlı içki kabından (Riton) Euphrosyne’nin kadehini doldurmaktadır. Solda iri içki kabı krater yer alır. Euphrosyne sevinç neşe anlamına gelir, göze hoş olanı simgeleyen, parlaklık, ışıltı, güzellik anlamına gelen üç güzellerden biridir. Zeus ile Eurynome’nin kızıdır. Akratos ise kadınlar karşısında aciz erkeği betimleyen bir tanrıdır.

eurapa
Europa Mozaiği
Europa Suriyeli çok güzel bir kızdır. Öyle ki parlak teni göz alıcı bakışı ile dillere destan olmuştur. Eğlenceyi ve gezmeyi çok sever, sabahtan akşama kadar tüm vaktini kırlarda deniz kıyısında arkadaşları ile birlikte gezerek geçirirdi. Böyle bir gün, deniz kenarındaki bahçelerden birinde arkadaşları ile çiçek toplarken Zeus Europa’yı gördü. Onun güzelliği baş tanrının aklını başından almıştı.
Karısı Hera’nın haberi olmadan güzel Suriyeliye yaklaşabilmek için altın rengi bir boğa şekline girdi ve kızların çiçek topladıkları bahçenin etrafında gezinmeye başladı. Kızlar boğadan korkmak bir yana onu çok sevimli bulmuşlardı, ona yaklaşarak sevmeye başladılar. Güzel Europa ona yaklaştığı anda boğa yere yatarak kızın ayaklarına kapandı. Europa boğanın sırtını okşayarak yavaşça üzerine oturdu.Tam arkadaşlarıda ona katılacakken boğa birden ayaklandı ve sırtında Europa ile denize doğru koşmaya başladı. Deniz kenarına vardığında azgın dalgaların hepsi sakinleşmiş durulmuştu. Boğa dalgaları yararak, denizde kumlu bir ovada koşuyormuş gibi hızla oradan uzaklaştı.
Bir süre sonra kıyıya vardıklarında Zeus genç kızı bir çınarın gölgesine bıraktı ve boğa şeklinden sıyrılarak tekrar tanrı şekline döndü ve ona kendisini tanıttı. Horalar aceleyle Zeus ve Europa için bir yatak hazırladılar. Bu birleşmenin yapıldığı yere gölge saldığı için o günden beri çınar ağacı yapraklarını hiç dökmez. Kirid kralı Minos bu birlikteliğin sonucunda doğmuştur. Bu efsaneyi anlatan mozaik eşsiz bir güzellik sergilemektedir.
Danea
Zeugma’dan çıkan bu mozaikte Danea ve oğlu Perseus’un, Seriphos adasında karaya çıkış anı tasvir edilmektedir. Taban mozaiği, iki balıkçının açtığı sandığın içinden Danea ile oğlu Perseus’un çıkışını anlatıyor. Tam karşılarında bulunan kral Polydektes ise iki elini bebek Perseus’a doğru uzatarak yardım etmek istiyor.
Özetle gerek mimarisi gerek teknolojik açıdan dünyanın en önde gelen müzelerinden biri olan Zeugma antik kentinin on üç rengin armonisinden oluşan iki bin yıllık mozaiklerinin define avcılarının talan etmesiyle eksilen kısımları lazer sistemiyle tamamlanmış.
Zeugma Mozaik Müzesi 1700 metrekarelik alanı ile bugün ”Dünyanın En Büyük Mozaik Müzesi”dir.

demeter

Araştırma ve Fotoğraflar: Haldun Domaç