Sultanahmet Cami (Blue Mosque)

26-12-16 hdomac 0 comment

 

Osmanlı Padişahları, imparatorluğun yükselişini, başkent İstanbul’a inşa ettirdikleri ihtişamlı camilerle dünyaya ilan etmişlerdir. Sultanlar için yaptırılan ve adlarına “Selâtin” camileri denilen, bu camilerin altıncısı 14 yaşında Osmanlı tahtına geçen 14 yıl tahtta kalan ve 14. Padişah olan, Sultan 1. Ahmet’in yaptırdığı, Sultanahmet camidir.

Caminin yapımına vesile olan olay, Osmanlılarla- Avusturya İmparatorluğu arasında gerçekleşen Zitvatorok Barış Antlaşmasıdır. 1. Ahmet bu barışın ardından Osmanlıya bir rahatlama dönemi açıp, devletin prestijini perçinleyince Allah’a bir şükran borcu olarak taht şehrinde o zamana kadar görülmemiş güzellikte bir mabet yükseltmeyi kafasına koyar.

sultan-1-ahmet

Fotoğraf 1- Sultan 1. Ahmet

Dindar bir padişah olduğu bilinen Sultan 1. Ahmet böylece hem Rabbine örnek kulluğunu kanıtlayacak, hem de Ayasofya’yı gölgede bırakacak bir eser yaptıracaktır. Bunun için uygun yer arayışları başlar. Ancak 17. Yüzyılın başlarına gelindiğinde İstanbul’un belli başlı tepeleri, her biri bir padişah ismi taşıyan cami ve külliye binaları ile tutulmuştur.

Eski adıyla At Meydanı’nın kıble yönünde bulunan ve denize bakan Ayşe Sultan Sarayı Padişah tarafından adına yaptırılacak cami için uygun görülür. Ayşe Sultana otuz bin halis ayarlı altın gönderilir, o da gönül hoşluğu ile mülkünü tapuda hemen hünkâra devreder.

Fotoğraf 2- Sultanamhet caminin bulunduğu At Meydanı’nın eski görünümü

Sıra böylesine büyük bir eseri yapacak mimarın belirlenmesine gelir. Padişah’ın saray erkânı ile yaptığı istişareler sonunda bir isim üzerinde uzlaşılır; Mimarbaşı Sedefkâr Mehmet Ağa…

Sinan’ın öğrencisinden dev bir yapıt

Sedefkâr Mehmet Ağa, Mimar Sinan’ın öğrencisidir. Tam 21 yıl “Büyük Usta”ya çıraklık ve kalfalık etmiştir. Ve onun ölümünden sonra mimarbaşı olur, Sedefkâr Mehmet Ağa… Mimarbaşı olduktan sonra ilk işi Kâbe’nin onarılması ve ünlü altınoluklarının konulmasıdır.

Sultanahmet camisini yapma görevi Sedefkâr Mehmet Ağa’yı bir hayli heyecanlandırır. Padişah kendisine bu görevi verirken, Ayasofya’dan daha görkemli bir mabet istediğini söyleyerek, mimarbaşının yükünü ağırlaştırmıştır. Çünkü İstanbul’un ana yapısı o günlerde Ayasofya camisiydi.

Sıra cami temelinin kazılmasına geldiğinde bunun için Osmanlı usulü büyük bir tören düzenlenir. Bugünkü takvimle 1609 yılında Devlet erkânı yıkımlarla açılan boşluk arazide toplanır. Evliya Çelebi’nin seyahatnamesine göre, caminin yapılışında Sultan 1. Ahmet, temel kazma çalışmalarına eline kazmayı alarak bizzat katılır, temelden çıkan toprağı kaftanına koyarak dışarıya taşır ve ”Ya Rab Ahmet kulunun hizmetidir…”diye dua eder.

Temel kazması Topkapı Sarayı’nda

Padişahın temel kazmada kullandığı kazma bugün Topkapı Sarayı’nda muhafaza edilmektedir.  Sultanahmet bir külliye olarak yapılmıştır. Cami; medrese, hünkâr kasrı, sıbyan mektebi, arasta, hamam, imaret, darüşşifa ve türbeden oluşan külliyenin merkez yapısı olup bir dış avluyla çevrelenmiştir. Cami duvarları ile sınırlanan ibadet alanı biçim olarak kareye yakın 54×50 boyutlarında bir dikdörtgendir.

sultan_ahmet_cami

Fotoğraf 3- Caminin iç avlusunda altı sütunlu bir şadırvan bulunur.

Caminin mermer döşemeli iç avlusu 26 sütunun üzerine oturtulmuş 30 kubbeyle örtülü revakla çevrilidir. Caminin geniş avlusuna zeminden yükseltilmiş basamaklarla ulaşılır. Avlunun ortasında altı sütunlu şadırvan vardır. Şadırvan sütunları karanfil ve lale motifleri ile bezenmiştir. Bu şadırvan, Süleymaniye Camisi avlusundaki gibi, abdest almak için değil fıskiyeli bir havuz mahiyetinde olup, şadırvan geleneğini sürdüren bir elemandır.

Altı minareli ilk cami

Sultanahmet Türkiye’de altı minaresi olan yegâne camidir. Minarelerin dördü üçer, ikisi ikişer şerefelidir. Minarelerde toplam 16 şerefenin bulunması, Sultan 1. Ahmed’in 16. padişah olduğunu gösterir. Ancak Osmanlı tarihine bakıldığında Sultan 1. Ahmed’in 14. padişah olduğu görülür. Aradaki bir farklılığın Yıldırım Beyazıt’ın iki oğlu Emir Süleyman ve Musa Çelebi’nin “Fetret Devri”nde tahta geçmemesine karşın padişah sayılmasındandır.

sultanahmed_blue_mosque

Fotoğraf 4-Türkiye’nin ilk 6 minareli camisi.

Caminin her minaresinin gövdesi ayrı bir şekilde süslenmiştir. Bir tanesinin üzerinde servi figürleri bulunur. Caminin bronzdan çok güzel kapıları vardır. Caminin 6 minareli olarak yapımı o günlerde bir hayli tartışmalara neden olmuştur. Çünkü bu caminin inşasından evvel altı minareli cami yalnız Mekke’de bulunan Mescid-i Haram Cami olduğu için onun şerefini muhafaza etmek gerektiği üzerinde fikir birliğine varılır. İşte bu nedenle Padişahın emriyle Mekke camine yedinci bir minare ilave edilir.
ymescidiharam

Fotoğraf 5- Sultanahmet 6 minareli yapılınca, Mekke’de ki Mescid-i Haram’a bir minare daha eklendi.

Padişaha boyun eğdiren kordon

Sultan Ahmet camisinin iç avlusuna 3 yönden giriş vardır. Avlunun batı girişinde, demirden ağır bir kordon bulunmaktadır. Bu kordon, avluya atıyla giren padişahın kafasını çarpmamak için eğmesini gerektiriyordu. Bu durum padişahın bile camiye girerken kendisine çeki düzen vermesi gerektiğini göstermek amaçlı sembolik bir eylem olarak kabul ediliyordu.

s-ahmet-bati

Fotoğraf 6- Caminin batı girişinde Padişah’ın başını eğmesi için konulan demir kordon vardır.

Sultanahmet caminin dıştan görünen yüzündeki görkem ve asalet, içeride yerine ince bir zarafete bırakır. Caminin ibadethane bölümünün ortasında 43 metre yüksekliğindeki merkezi kubbesinin çapı 23,5 metredir. Kubbe 5 metre çapında dört fil ayağı üzerine oturmaktadır.

Kubbeye asılı olan zincirlerin tam ortasında 3 deve kuşu yumurtası vardır. Bu deve kuşu yumurtaları camiye girecek olası haşerelerden korunmak için oraya konulmuştur. Çünkü deve kuşu yumurtası havadaki oksijenle birleşince zehirli bir gaz açığa çıkarıyor ve bu gazdan rahatsız olan haşereler camiye giremiyordu.

260 adet pencere ve aydınlık mekan

Yapıda kullanılan ölçüler Mimarbaşı Sedefkâr Mehmet ağanın bir mühendis olarak kabiliyetini göstermesi açısından önemlidir. Caminin içi çok mahirane yerleştirilen 260 pencere sayesinde ferah bir havaya bürünmüştür. Pencerelerin yerleştiriliş şeklinden dolayı büyük kubbe sanki havada asılı gibi durmaktadır. Pencereler ilk yapılışta çiçek motifleri ile bezeli vitraylarla örtülüydü. Yani düz pencere camı yoktu ve bu renkli cam işlemeciliği en üst kalitede idi. Bu özelliği mabedi o tarihlerde gezmiş olan bütün yabancı gezginler fark etmişler ve penceredeki bu renk oyunu buluşuna ve onu uygulama kusursuzluğuna hayran kalmışlardır. Ancak Sultanahmet Camisi, bugünlerde fazla aydınlık bulunur. Sebebi bir ihtilalde yaşanan arbedede renkli camların indirilmesidir. Bina, 19. yüzyılda çok kötü bir restorasyon geçirmiş, restorasyonu Rumlar yapmıştır.

yblue-mosquepencere

Fotoğraf 7- Camiyi 260 pencere aydınlatır.

Caminin en görkemli parçaları çinileridir. Batılıların gördüklerinde hayranlıklarını gizleyemedikleri, “Blue Mosque- Mavi Cami” dedikleri Sultanahmet Cami’nin içinde 21043 adet özel olarak üretilmiş çini bulunmaktadır.

s-ahmetcini

Fotoğraf 8- Batılıların camiye ”Blue Mosque” demesine neden olan İznik Çinileri özel olarak üretilmiştir.

İznik Çinilerinin görkemi

İznik ve Kütahya atölyelerinin 16.yy sonu ve 17.yy başı ürünleri olarak tarihlenen çinilerde zengin bir çeşitleme dikkate çarpmaktadır. Kare parçalarda beyaz, dikdörtgen biçimli bordür çinilerde, lacivert çini üzerine işlenen asma dalı enginar, erik, narçiçekleri, karanfil, nane, madalyonvari çiçek grupları, menekşe, mine, sümbül ve yaseminler, üzüm salkımları, ağaç ve yapraklarda firuze, gri, kahverengi, kırmızı, mercan ve mühür lacivert mavi mor siyah yeşil gibi renklerin tonları kullanılmıştır.

ys-ah-hat

Fotoğraf 9- Caminin kalem işleri de eşsiz güzelliktedir. Hat ustası Seyid Gübari tarafından yapılmıştır.

Caminin içini üç taraftan çevreleyen balkon davarları yine İznik çinileri ile süslenmiştir. Çini kaplamanın bitiminden itibaren devreye kalem işleri girer. Duvar satıhları, kemer yüzleri ve kubbe içleri yazının refakatiyle kalem işleriyle zengince süslenmiştir. Bunlarda da çiçek ve yaprak motifleri kompozisyonların ana elemanıdır. Dönemine ait yazıların Diyarbakırlı Hattat Seyid Kasım Gübari’ye ait olduğu kabul edilir.

Pirinç üzerine sure yazan hattat

Seyid Kasım, Hat sanatımızın en önemli isimlerinden biridir. Nitekim bir pirinç tanesi üzerine İhlâs-ı Şerif yazdığı için, kendisine hat sanatında çok ince ve küçük yazıları yazanlara verilen Gübari ismi verilmiştir. Kasım Gübari’nin, üstüne bir sure yazdığı pirinç tanesi Topkapı Sarayı’nda sergilenmektedir.

Göz kamaştırıcı bir renk armonisi sergileyen Sultanahmet Caminin mihrabı, minberi, hünkâr mahfeli de ayrı birer sanat yapıtıdır. İçi çiçek dolu motifli çinilerle kaplı olan mihrabı mermerden yapılmış, üzerinde servi motifleri bulunan sütuncuklarla bezenmiştir. Geometrik geçmeli ve kabartmalı olan minber altın yaldızlıdır. Altın yaldızlı çinileri, sedef kakmalı kapısı ve ince duvar işlemesiyle hünkâr mahfeli bir başyapıttır.

Ramazanda Padişah’ın sığındığı yer

Hünkâr Kasrı ilk kez Sultanahmet camisinde görülür. Kasır, camiye namaz kılmak için gelen padişahın namaz öncesi ve sonrasında istirahat etmesi maksadıyla ilave edilmiştir. Sultan 1. Ahmet’in her Ramazan’ın son 10 günü oraya çekilerek Allah ile manevi buluşmayı yaşadığı rivayet olunur. Sonraları benimsenerek birçok Sultan camisinde uygulanan bu köşk, cami içindeki hünkâr mahfiline kolayca geçilebilecek köşelerde veya caminin ön cephesinde inşa edilmiştir.

s-ah-hunkar

Fotoğraf 10- Hünkar Kasrı Sultanahmet caminde yapıldıktan sonra diğer camilerde de yerini almıştır.

Hünkâr mahfelinin pencereleri üzerindeki camgöbeği çinilerin güzelliğini üzerlerini altın yaldızla yazılan ayet yükseltmektedir. Şimdiye kadar bu kitabeye başka bir yerde tesadüf edilmemiştir.

Külliyenin Sıbyan mekteplerinden biri yıkılırken, diğeri ayaktadır. Sultanahmet Camisi’nin arkasında ”Arasta” tabir edilen ve yangın geçirdiği için yıllarca kullanılmadıktan sonra restore edilen çarşının giriş çıkışlarındaki sebillerin içlerinin çinilerle kaplı olduğu bilinmesine karşın, bunlar kırıldığı için bugün ortada yoktur.

s-ah-turbe

Fotoğra 11- Sultan 1. Ahmet’in külliyenin kuzeydoğu köşesinde yer alır.

7 yılda tamamlanan bir şahaser

Sultan Ahmet Camii, tam 7 yıl 5 ay 6 günde tamamlanmıştır. Caminin yapımı 1616’da biterken, caminin dindar banisi caminin tamamlanmasından kısa bir süre sonra, 1620’de biten külliye binalarını görmeden vefat ederek caminin dış avlusunun kuzeydoğu köşesinde yaptırılan türbeye defnedilmiştir.

Külliyenin kuzeydoğu köşesinde yer alan türbede Sultan 1. Ahmed yanında eşi Kösem Sultan, oğulları Sultan 2. Osman ve Sultan 4. Murad ile bazı torunları gömülüdür. Türbenin yakınında ise medrese yer alır. Bu medrese günümüzde Başbakanlık arşiv deposu olarak kullanılmaktadır. Ayasofya Cami 1934 yılında Ulu Önder Atatürk tarafından müzeye dönüştürülünce, Sultanahmet, ana cami durumuna gelmiştir. Halen külliyesi ile birlikte İstanbul’un en büyük yapı kompleksidir.

Araştırma: Haldun Domaç