Hüseyin Avni Alparslan (Tirebolulu Alparslan)

08-01-17 hdomac 0 comment

Hüseyin Avni Alparslan; “Unutma, unutturma”

Hüseyin Avni Bey (Tirebolulu Alparslan) Kurtuluş Savaşı’nın gizli kalmış kahramanlarından biridir. O sadece bir asker değil, aynı zamanda bir kültür adamıdır. Türklüğün yücelmesi, Türkçenin Arapça ve Farsça etkisinden kurtarılması, Türk Kültürünün gelecek kuşaklara aktarılması için kalemini de, kılıcı kadar isabetli kullanmıştır.

Giresun Tirebolulu olan Hüseyin Avni, şehitliği çocuklara bırakılacak en onurlu miras olarak görecek kadar büyük bir vatanseverdir. Ve Sakarya Meydan Muharebesi’nde 30 Ağustos 1921’de şehitlik mertebesine ulaşmıştır. Bu değerli asker ve düşünce adamını anmak, tarihimize duyacağımız saygının ötesinde bir görevdir. Bu anma gününe yaklaşırken, Hüseyin Avni Bey’in yaşamı ve kişiliği üzerine yaptığım bu araştırmayı, bu konuda emek veren herkese teşekkürü bir borç bilerek, dikkatinize sunuyorum.

Sakarya Meydan Muhaberesi, Anadolu’da Milli Mücadeleyi ayakta tutan savaştır. Çünkü Sakarya Meydan Muhaberesi’nin kaybedilmesi halinde düşman orduları Ankara’ya girecek, Ankara Hükümetinin kalbini ele geçirecekti. Nitekim bu durum öylesine ihtimal dâhilinde görülmüştü ki, Kütahya-Eskişehir Muharebesi’nin kaybedilmesinin ardından Sakarya Muharebesi başladığında Ankara boşaltılmaya başlanmıştır. (1)

Kütahya-Eskişehir yenilgisi sadece Ankara’dan göçün başlamasına değil, Meclis’te muhalefetin sesinin yükselmesine neden olmuştur. Hatta bazı muhalifler kaybedilen savaşın faturasını kesmek için Mustafa Kemal’i hedef seçmiştir. Atatürk ise akıllı bir strateji ve ordusuna olan güveni ile savaşı yönetmek için 5 Ağustos 1921 tarihinde Meclis’ten tüm yetkileri alıp, Başkomutan olmuştur. Üstelik sadece üç ay için… Bunun anlamı şudur; Yunan Ordusu Sakarya’da üç aya bile gerek kalmadan bozguna uğratılacaktır.

Mustafa Kemal Paşa, Sakarya Meydan Muharebesinin kaybedilmesinin, Milli Mücadeleyi derinden yaralayacağı çok iyi bilmekte, bunun düşünülmesini bile kabul etmemektedir.

alpaslan-h-a

Fotoğraf 1- Binbaşı Hüseyin Avni Bey…

İşte böyle bir ortamda, tam 100 kilometre uzunluğunda ve 20 kilometre derinliğinde bir cephede gerçekleşti, Sakarya Meydan Muharebesi. Ortaya çıkardığı sonuçlarıyla büyük önem taşıyan Sakarya Meydan Muharebesi’nin gelecek nesillere daha doğru aktarılması bir gereklilikti. O zaferde canlarını veren Mehmetçikler unutulmamalıydı. Nitekim aradan 87 yıl geçtikten sonra Ankara’nın Polatlı ilçesinde Türkiye’nin en büyük “Mehmetçik Anıtı” yapıldı ve düzenlenen bir törenle açıldı.

Büyükanıt da Tirebolulu Alparslan’ı övdü.

Anıtın açılışıyla birlikte Panorama Müzenin temelinin de atıldığı törende Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Sakarya Meydan Muharebesinin önemini anlatırken şu cümlelere yer verdi. “Sakarya Meydan Savaşı’na katılan subay ve astsubayların yüzde 80′i, erbaş ve erlerin yüzde 60′ı ya şehit oldu ya da yaralandı. Savaşa katılan 42. Alay’ın bütün komutanları şehit olduğu için alayın komutasını bir yedek subay üstlendi.” .(2)

Savaşın önemini bir kez daha vurgulayan Genelkurmay Başkanı’nın açıklamalarında 42. Alay’dan söz etmesi, üzerinde ciddi anlamda durulması gereken bir olaydır. Çünkü 42. Alay, Giresun’un yetiştirdiği en büyük askerlerden Binbaşı Hüseyin Avni Bey’in (Tirebolulu Alparslan) Giresunlu gönüllülerden oluşturduğu bir Alay’dı.

fft5_mf37655

Fotoğraf 2- Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, Mehmetçik Anıtı açılışında yaptığı konuşmada 42. Alay’dan övgüyle söz etti.

42. Alay, Sakarya’da Mangaltepe’nin geri alınması muharebelerine katılmış, Mangaltepe, Taşlıtepe ve Gökgöz’de Yunan askerleriyle göğüs göğse savaşmıştır. Genelkurmay Başkanı’nın övgüsüne de mazhar olan bu Alay’ın komutanı Hüseyin Avni Bey, 28 Ağustos 1921 tarihinde Gökgöz’de yaralanıp, 30 Ağustos 1921’de şehit olmuştur.

Binbaşı Hüseyin Avni Bey’in ne denli dirayetli ve cesur bir komutan olduğu şu olayla ortaya çıkmaktadır. Savaşın kritik saatlerinde, Başkomutan Mustafa Kemal , “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır, o satıh bütün Vatandır” emrini verirken, Genelkurmay Başkanı İsmet Paşa, “izinsiz ve emirsiz geri çekilenler idam edilecektir” emrini birliklere iletmiştir.

Emir cephedeki Subaylara ulaşınca 4. Tümen 42. Alay Komutanı Hüseyin Avni Bey, birçok Alay komutanı gibi Alay’ın subaylarını akşam yemeğinden sonra topladı. Emri okudu, içlerine sindirmeli için biraz bekledi ve sonra ayağa kalktı;

Beyler!

“Bu savaş öyle bir savaş olacak. Çünkü bu savaş fetih, yağma savaşı değil, vatan savaşı. Hiçbir hatayı affetmeye hakkımızın olmadığı bir savaş. Komutanlarımız izin vermedikçe öleceğiz, geri çekilmeyeceğiz. Askere örnek olacağız. Çocuklarımıza para pul, mal mülk değil, milleti için şehit ya da gazi olmuş namuslu bir askerin çocukları olmanın şerefini bırakacağız.

nimet1948_sadedd

Fotoğraf 3- Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, halefi İlker Başbuğ’la birlikte 9 metre kaide üzerine oturan 32 metrelik Mehmetçik anıtını açtı. Anıt, aralarında Hüseyin Avni Bey’in de bulunduğu 5713 şehit anısına yapıldı…

O emri verdikten sonra askerlerinin önünde savaşıp, şehit olan Binbaşı Hüseyin Avni Alparslan, Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasında bayrağı en önde taşıyan Çılgın Türk’lerden biridir. Tıpkı Sakarya Meydan Muharebesi gibi Tirebolulu Alparslan’ın kahramanlıklarının da sonraki kuşakları iyi tanıtılmasında büyük fayda bulunmaktadır.

Nitekim bu konuda ilk adımları Araştırmacı Yazar İsmail Hatıfettahoğlu (4), Araştırmacı Yazar Ayhan Yüksel(5) Prof. Dr. Faruk Sümer (6) ve Tarih Bilimci Mustafa Köse (7) atmıştır.

Hüseyin Avni Bey’in mücadele dolu yaşamı

Şimdi bu araştırmaları da temel alarak Şehit Binbaşı Hüseyin Avni Alparslan’ı tanıyalım.

—Giresun’un Tirebolu İlçesi Cintaşı mahallesinde 1876 yılında doğdu. Babası Amasya Suluova ilçesinden Tirebolu’ya hoca olarak gelen Emin Efendi, annesi Yanıkömeroğulları’ndan Kadın hanımdır.

—İlk tahsilini Tirebolu’da tamamlamıştır. 1893’te girdiği Trabzon Lisesi’ni 1898’de bitirmiştir.

—1898’de Pangaltı Harbiye Mektebini kazanıp, Şubat 1901’de Teğmen rütbesiyle mezun olmuştur.

—1901’de 3. Ordu emrine Selanik’e tayini yapılmıştır. Burada Selanikli Başyazıcı ailesinden Rıza Ağanın kızı Huriye Hanımla evlenmiştir.

— 29 Aralık 1903’de Üsteğmen olmuştur.

—1903’te bugün Bulgaristan sınırında bulunan Menlik  Redif taburunda görev alıp, Bulgar eşkıyaların takibinde başarılı hizmetlerde bulunmuştur. Bu hizmetleri nedeniyle Mareşal İbrahim Paşa’nın teklifi üzerine 6 Ocak 1904 tarihinde dördüncü dereceden Mecidi nişanıyla ödüllendirilmiştir.

—Aralık 1904’te sınıf değiştirerek, Jandarma sınıfına geçmiştir. 1905 tarihinde ise Selanik Jandarma Alayı emrine nakledilmiştir. Üsteğmen rütbesiyle görev yapan Hüseyin Avni Bey, Yunan çetelerine karşı savaşmış, bir manga asker ile 100 kişilik bir Yunan çetesini imha ederek, askerlik yaşamının önemli başarılarından birini kazanmıştır. Bu başarısı Binbaşı Menlikli Tayyar Bey tarafından mükâfatlandırılmıştır.

—30 Haziran 1907’de Yüzbaşı rütbesine yükselmiş ve Manastır Jandarma Alayı’nın 5. Taburu, Grenebe Bölük Komutanlığı’na atanmıştır.

—14 Şubat 1909’da Alay komutanı ile yaşadığı sorun nedeniyle Jandarma sınıfından istifa edip, nizamiyeye geçmiştir. 3. Ordu Nizamiye 22. Alay 2. Tabur’una misafir yerleştikten sonra burada Bekir Bey adında bir subayla düello sorunu yaşayınca, tutuklu olarak Manastır Kırmızı Kışlaya gönderilmiştir. Dosyası Selanik Divan-ı Harbe gönderilince, tutuksuz yargılanmak üzere Selanik’e gitmiştir.

—31 Mart Olayı (1909) patlak verince bu olayları bastırmak üzere İstanbul’a giden Hareket Ordusu’nun öncü kuvvetlerini oluşturmuştur.

Balkan Savaşı’nda Çatalca’da görev yaptı.

—Nisan 1909’da tekrar Jandarma’ya geçerek, Kasımpaşa Jandarma Bölük Komutanı olmuştur. Ağustos 1909’da Asker Mektebine geçmiştir. Mart 1910’da İzmit Jandarma Bölük Komutanı, 29 Ocak 1912’de Harbiye Nezareti Harita Komisyonuna atanmıştır.

—18 Ekim 1912’de Balkan savaşına katılmıştır. Çatalca’da 6 ay görev yapmıştır. Balkan Savaşı’nın sona ermesinin ardından Mayıs 1913’te ise Harita Heyeti’nde ki görevine dönmüştür.

—Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasının ardından Ağustos 1914’de Erzurum’a gönderilmiştir. 8 Kasım 1914’te Teşkilat’ı Mahsusa’ya geçmiş, Oltu ve Çatak bölgelerinde görev yapmıştır. Bu bölgede Rus kuvvetlerine karşı önemli başarılar kazanmıştır.

—1 Mayıs 1915’te Ergenis Müfrezesi Komutanı olmuştur ve Ergenis, Yusufeli, Tortum gibi yerlerde Ruslara karşı amansız mücadeleler vermiş ve önemli başarılar kazanmıştır. Kış şartlarında ki bu mücadeleler sırasında ayakları donduğu için malul durumuna düşmüş bir süre Erzurum’da tedavi gördükten sonra yeniden savaşa dönmüştür.

—Nisan 1916’da Bayburt civarında Ruslarla göğüs göğse savaşmıştır.

—7 Haziran 1916’da Kıdemli Yüzbaşı olmuştur. Ruslara karşı gösterdiği yararlıklar nedeniyle mükâfatlandırılıp, 5 Temmuz 1916’da kıdemi 3 yıl yükseltilmiştir.

—14 Eylül 1916 tarihinde Binbaşılığa yükseltilmiştir. 14 Aralık 1916’da ise Kafkas Kıtaları Hücum Tabur Kumandanı olmuştur.

—Ocak 1917’de Avusturya-Macaristan Hükümeti tarafından üçüncü rütbeden Meziyet-i Askeriye nişanı ile ödüllendirilmiştir.

—Mart 1917’de ise Mareşal Fevzi Çakmak Kırmızı Kurdeleli Savaş Madalyası ile ödüllendirmiştir.

—1 Haziran 1917’de 9. Tümen’e bağlı Hücum Alayı Kumandanı olmuştur.

Tarihe geçen Harşit savunmasının mimarıydı.

—20 Ağustos 1917 tarihinde ise Harşit Cephesinde 110. Alay Kumandanlığı vekâletinde bulunmuş, Ruslara karşı en büyük direnişi gerçekleştirmiş, Rusları burada durdurmayı başarmıştır.

—10 Şubat 1918’de Karadeniz’den Rusların çıkarılması ve işgal altında bulunan yerlerin kurtarılması harekâtına birliğinin başında katılmış, Harşit’ten Trabzon’a doğru yerleşim yerlerinin kurtarılmasını sağlamıştır.

—24 Şubat 1918 Pazar günü Trabzon’un düşman işgalinden kurtarılmasını sağlayan kuvvetlerin içinde bulunmuştur.

—30 Mart 1918’de 123. Piyade Alayı’nın başında Trabzon’dan Batum’a hareket etmiş, 2 Nisan 1918’de Çayeli’ne girmiştir.

—10 Nisan 1918’de Müstalik 123. Alay Kumandanlığı’na, 110. Alay Komutan Vekilliği de kendisinde kalmak üzere tayin edilmiştir.

—Ardahan, Kars, Çıldır ve Ahılkelek’te yaptığı teşkilatlandırma çalışmaları ve muharebelerde aldığı başarılar nedeniyle “Muharebe Gümüş Liyakat Madalyası” ile taltif edilmiş ve 3. Tümen 8. Alay Kumandanlığına getirilmiştir.

—Mondros Mütarekesi’nden (30 Ekim 1918) sonra 1 Ocak 1919 tarihinde Harita Komutanlığı’ndaki görevine geri dönmüştür. İstanbul’da ki karışıklıklardan rahatsız olup, Anadolu’ya geçmek isteyince Mayıs 1919’da Pazar (Rize) Askerlik Şubesi Başkanlığı’na, 20 Eylül 1919’da ise Rize Askerlik Şube Başkanlığı’na tayin edilmiştir.

—1 Ocak 1920’de Giresun Askerlik Şubesi Başkanlığı’na nakledilmiştir. Bu görevi sırasında Giresun Kaymakamlığı görevini de vekâleten yürütmüştür.

—Ocak 1921’de Giresun Nizamiye Alayı’nı kurmuş ve bu Alay’ın Kumandalığına tayin olmuştur.

–Mareşal Fevzi Paşa’nın izniyle gönüllü kuvvetlerden oluşan 42. Alay’ın komutanlığına Binbaşı Hüseyin Avni Bey, 47. Alay’ın komutanlığına ise Topal Osman Ağa getirilmiştir.
indir
Fotoğraf 4- Hüseyin Avni Bey, Kurtuluş Savaşı’nın kahramanlarından Topal Osman Ağa ile birlikte…

—Şubat 1921’de kuruluşu tamamlanan 42. Alay Samsun 15 Tümen’e bağlanmıştır.

—9 Mayıs 1921 tarihinde Sakarya Cephesine gitmek üzere Samsun’a vardığında 42. Alay Rum çetelerinin saldırısına uğramış, 28 Haziran 1921’de Hüseyin Avni Bey kolundan yaralanmasına karşın, Rum çeteciler hezimete uğratılarak dağıtılmıştır.

—Samsun’da görevini başarıyla tamamlayan 42. Alay 14 Temmuz 1921 günü Ankara istikametine hareket etmiştir. Yol üzerinde bulunan Ermeni ve Rum çeteleri etkisiz hale getirilerek, 20 Ağustos’ta Ankara’ya ulaşmıştır.

—Savaşın en şiddetli anında Mangal Dağı ve Türbe Tepe’nin kaybedildiğinde 42. Alay savaşa katılmıştır.

—28 Ağustos 1921 tarihinde cephede yaralanan Hüseyin Avni Bey, 30 Ağustos 1921 Salı günü şehit olmuştur.

Tirebolulu Alparslan’ın yazar ve araştırmacı kişiliği

Hüseyin Avni Bey, çevresinde alçak gönüllü ve fedakâr biri olarak bilinir. Düşüncelerinden ve doğru bildiklerinden hiçbir etkiye karşın taviz vermez. Üzerine aldığı görevleri zorluk derecesine bakmaksızın yapan gerçek bir kahramandır.

Nitekim Sakarya Meydan Muharebesi’nde öleceğini bildiği halde, emrindekilere saldırı emrini vermiş ve her zaman askerinin önünde savaşmıştır. Çok sayıda disiplin cezası almasına rağmen, üstlerinin her zaman güvenini sağlaması onun aynı zamanda haksızlığa tahammülü olmadığının ve ne denli başarılı bir asker olduğunun göstergesidir.

İşte onun haksızlığa başkaldırdığı bir örnek… 1904 yılında Balkanlarda görev yaparken, zabitlerin üç dört ay maaş almamasını içine sindiremediğinden, onlara öncülük yapıp, telgrafhaneyi işgal etmiş, böylece zabitlerin maaşlarını almasını sağlamıştır. Bu olay onun 15 gün ceza almasına neden olmuştur.

Tipik bir Karadenizli özelliği göstermektedir. Çabuk öfkelenmesi, buna karşın merhameti onun en belirgin kişisel özelliğidir. 45 yıllık kısa yaşamı boyunca sadece ülkesinin esenliği ve bağımsızlığını düşünmüş, Türklüğün manen ve maddeten yükselmesini kendisine görev kabul etmiştir. Bu arada ailesine yeteri kadar ilgiyi gösterememiştir. Çok önemli görevlerde bulunmasına karşın, ailesinin önemli bir maddi varlığının bulunmaması onun nasıl bir vatansever olduğunun göstergesidir.

Türk Milliyetçiliği, Türk Dili ve Türk Kültürüne sahip çıkılması gerektiğini belirtirken, bu bayrağı devrinin önemli yazarlarıyla birlikte taşımıştır. Hüseyin Avni Bey, bir aydın olarak döneminin aydınları gibi Türkçü eğilimler taşımıştır. Tirebolulu Alparslan’ın Mehmet Emin Yurdakul, Yusuf Akçura, Ahmed Ağaoğlu ve Müftüoğlu Ahmed Hikmet ile yakın ilişkileri bulunmuş, Türkçülük ve Türk Dili hakkında yazıları “Türk Yurdu” dergisinde yayınlanmıştır. Bu onun sadece savaşan bir makine olmadığını kalemini de aynı ustalıkla kullandığını gösteren önemli bir veri olmuştur.

Hüseyin Avni Bey, özellikle Türk dilinin Arapça ve Farsça etkilerinden kurtulması için büyük bir çaba içine girmiş, hatta kendi adının Arapça kökenli olmasından dolayı, yazılarında, Türklere Anadolu’nun kapılarını açan (Malazgirt 1071) Alparslan’ın ismini mahlas isim olarak kullanmıştır. “Tirebolulu Alp Arslan” müstear adla yazdığı yazılarda Arapça-Farsça kelimelerinin Türkçe karşılığı için Divan-ı Lügat it Türk’ten alıntılar yapmıştır. Bu onun savaşlardan fırsat buldukça okumaya karşı ilgisinin de bir göstergesidir.

Nitekim Hüseyin Avni Bey, Türkçe mahalle anlamına gelen “ova”, “oba” kelimelerinin yerine “abad” kullanan kâtiplere büyük tepki koymuş ve böylece “Eceova” yerine “Eceabad”, “Akçaova” yerine “Akçaabad”, “Boyova” yerine de “Boyabad” isminin kullanılmasını eleştirmiştir.

“Tek Millet” ve “Ulus Devlet” onun savunduğu bugünde benimsenen önemli düşüncesidir. Osmanlı Devleti’nin çöküşü üzerine derin bir araştırma yapmış ve Fatih Sultan Mehmet’ten bu yana yönetici kadrolarında Türklerin azalmasının, çöküş sürecini hızlandırdığı sonucuna varmıştır.

Trabzon ili Laz mı, Türk mü kitabını yazdı.

Hüseyin Avni Bey, Osmanlı Devletinin çok dinli ve etnik yapılı insan yapısını, Osmanlı’yı yıkıp dağıtmak isteyen malum Emperyalist devletlerin kullandığını kışkırtma ve misyoner faaliyetleriyle sayısız acılara sebep olduğunu yaşayarak görmüştür.

Bu doğrultuda halkın bilinçlendirilmesi amacıyla yerel gazeteler, “Yeşil Giresun” ve Erzurum “Albayrak” da yazılar yazmıştır. Gönüllü Alayları kurmasında halkın “”Kurtuluş”” bilinci etrafında toplanmasının payı büyüktür.

Türk Milliyetçiliği ve Türk Dili’ne büyük önem veren Hüseyin Avni Alparslan, Türk Kültürü üzerine de önemli araştırmalar yapmıştır. Tirebolu Alparslan’ın, “Trabzon İli Laz mı, Türk mü?” başlıklı 24 sayfalık kitabında, Doğu Karadeniz Bölgesinin etnik kökeni üzerini ciddi bir araştırma vardır. Hüseyin Avni Bey, Oğuz Türkmenleri, Çepni Türkleri üzerine yaptığı ciddi araştırmalar yanında bu göçer toplulukların bölgeye taşıdığı folklorik yapıyı da mercek altına almıştır. Bugün Doğu Karadeniz’de hala devam eden, yaz aylarında kentten yaylaya gitme törenlerinin, özü ve yapılışını en ince detaylarına kadar araştırmıştır.

Vatanı için savaşmayı, kendi deyimiyle cenk etmeyi kaçınılmaz bir görev olarak kabul eden, savaşa giderken, yüzünde tebessümler beliren, kendisine verilen tüm görevlerin üstesinden geldiği gibi, Türklerin kötü talihini yenmesi için hiçbir fedakârlıktan kaçmayan Hüseyin Avni Alparslan kısa sayılacak yaşamına kolay erişilemeyecek başarılar sığdırmıştır.

Sakarya’da şehitliği, “Çocuklarımıza bırakacağımız en büyük şeref” olarak adlandıran Tirebolulu Alparslan’ın çocuğu bulunmamaktadır. Ancak onun ismini yaşatması gereken, başta Tirebolu ve Giresun olmak üzere bu vatanın sayısız evladı olmalıdır. Türkiye’nin erken kaybettiği bu değer, yerel olarak değil, ülke genelinde unutulmamalı, unutturulmamalıdır.

Dip Not ve Kaynaklar:

(1) Tek Adam, Şevket Süreyya Aydemir- 2. Cilt. S.516

(2) Anadolu Ajansı Bülteni -5 Ağustos 2008

(3) Şu Çılgın Türkler- Turgut Özakman- Ankara’ya Yürüyüş. S.312

(4) Sakarya Şehidi Binbaşı Hüseyin Avni Bey- Tirebolulu Alparslan, İsmail Hacıfettahoğlu, Atlas Yayınları Ankara 2003

(5) Milli Mücadelede bir sarıklı. Müftü Ahmet Necmettin Efendi, Tarih ve Medeniyet Dergisi, Ayhan Yüksel, Ocak 1998,

Tirebolu’dan Simalar, Ayhan Yüksel, Arı Sanat Yayın Evi 2005, s.127

(6) Tirebolu Tarihi, Prof. Dr. Faruk Sümer, İstanbul 1992 (7) Şehit Binbaşı Hüseyin Avni Alparslan- Mustafa Köse, 21.11.2007 Samsun

Haldun DOMAÇ -16 Ağustos 2008