Yıldırım Demirören suçluyu buldu?

10-06-17 hdomac 0 comment

Soyunma odasının kapısı hafif bir gıcırtıyla açıldı. A Milli Takım, hazırlanıyor ve maç için son konuşmayı yapıyordu.

Saçları dökülmüş, sakallarına ak düşmüş 60 yaşlarındaki adam futbolcuları susturdu ve konuşmaya başladı; “Fransa 2016 katılım priminiz 500 bin Euro.”

Futbolcular sevinçliydi ama bir yanda da aklı karıştı…  İlk açıklanan primi olan 150 bin Euro bu paraya dâhil miydi, yoksa prim 650 bin Euro mu olmuştu?

Sorgulamadılar ve sonra Fransa 2016. Paralar geç de olsa yattı. Ancak birkaç pürüz vardı. Burak Yılmaz’a ödenmesi gereken ödenmemişti. Kaptan Arda devreye girdi, Terim’in karşısına dikildi. Sonra Terim-Arda Turan gerginliği…

Tüm bunlar Fransa 2016’da Milli Takım’ın hayal kırıklığı yaratmasının bir gerekçesi oldu. Futbolu bu kadar içselleştiren bir ülkede konunun böyle gündem oluşturması doğaldı.

Fransa için Eyfel Kulesi neyse, Milli Takım için Fransa “Prim Kavgası” da aynı anlamı taşıdı.

İşin ilginç yanı bir yıl sonra hesaplaşma ortaya çıktı. O gün “prim kavgası var mı, yok mu?” tartışmasından çok bu haberi basına kimin sızdırdığı gündemimizi oluşturdu.

Ve final… Arda Turan, gazeteci Bilal Meşe’nin boğazına sarıldı, ağza alınmayacak küfürler savurdu. Neden?  Çünkü soyunması odasına girip, primi vaat eden kişi Bilal Meşe’den başkası değildi? Önce parayı arttırdı, sonra da en az dört meslektaşı ile konuyu haberleştirdi!

Nereden çıktı şimdi bu diye şaşırmayın! Kanıt arayanlara işte Türk Futbolu’nun patronu Yıldırım Demirören’in sözleri;

“Türk Milli Takımı ile Futbol Federasyonu karıştırılmaya çalışılıyor. Bir yıl önce bu zamanlar prim konusu çok tartışıldı… Bir bardak suda fırtınalar kopartıldı. Kimse ‘Söz konusu Ay-Yıldızsa gerisi teferruat’ demedi… Türk futbolunu karıştırmak isteyenlere fırsat verildi. Yazılı ve görsel basının ilk maçtan hemen sonra hocamızın ve oyuncuların üzerine gitmesi, çocukları yıpratması yanlıştı… Bir yıl geçti, yine aynı kaotik durumla karşı karşıyayız… Yine hocamız yine kaptanımız ve futbolcularımız karşı karşıya getiriliyor.”

Anlaşıldı mı şimdi her şey? Gün ışığına çıkardık mı gerçekleri?  Evet, Yıldırım Demirören’in dediği gibi suçlu basın.

Primi vaat eden basın,

Vermeyip geciktiren de yine basın,

Dağıtımda oluştuğu varsayın adaletsizliği sağlayan basın,

Olayın haberleşmesini sağlamak için el altından servis eden de basın.

Yani Basın mensupları…

Gelelim işin dramatik yanına…

Yıldırım Demirören de bir gazete patronu ve maalesef esefle kınadığımız olayın mağduru olan gazeteci dostumuz onun sahibi olduğu gazetenin onurlu bir yazarı…

Hadi bilin bakalım tavuk mu yumurtadan çıkıyor, yoksa yumurta mı tavuktan?