Birgi Ulu Cami (Ödemiş)

11-06-17 hdomac 0 comment

Birgi Ulu Cami
İzmir’in Ödemiş ilçesi Birgi Bucağı’nda bulunan Birgi Ulu Camii, medrese, hamam ve türbeden oluşan bir külliye olarak yapılmıştır. Günümüze cami ve Aydınoğlu Mehmet Bey’in türbesi gelmiştir.
Aydınoğlu Beyliği’nin kurucusu Mehmed Bey, 1308 yılında fethettiği Birgi’yi kendisine başkent yaparak, (1312-1313) yılında Birgi Ulu Cami’yi inşa ettirmiştir. Bunu belirten iki kitabe caminin kuzey ve doğu giriş kapıları üzerinde bulunmaktadır. Yapı Muzaffereddin bin Abdülvahid Usta tarafından inşa edilmiştir.


Birgi’nin simgesi durumundaki cami, şehrin ortasından geçen derenin sol tarafında, hafif eğimli bir arazi üzerinde yapılmıştır. Kuzey-güney doğrultusunda, arazinin eğimi dikkate alınarak yapılan cami, Aydınoğlu Beyliği’nin erken tarihli yapılarından biri olup, Anadolu’da sıklıkla karşılaşılan mihrap önü mekânı kubbeyle örtülmüş 15 sütun, 5 sahınlı bazilika planlı bir yapıdır. (Doğudan batıya doğru dörderli olmak üzere üç sıra halindeki sütunlardan batıdaki dördüncü sırada üç tane sütun bulunmaktadır. Ancak orijinal yapıda on altı sütun olduğu Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde belirtilmiştir. Bilinmeyen bir dönemde belki de deprem sonucu caminin iç düzeninde bir farklılık meydana gelmiştir.)
Yapıda inşa malzemesi olarak moloz taş, kesme taş, mermer bloklar ve tuğla kullanılmıştır.

Doğu girişinde taç kapı ve aslan heykeli

Caminin üzeri çift eğimli bir çatı ile örtülmüştür. Arazi konumundan ötürü ibadet mekânını aydınlatan iki katlı pencereler farklı konumda olduğu gibi bu durum duvar örgülerine de yansımıştır.
Doğu girişin iki yanında üstte ikişer, altta da ikişer pencere bulunmaktadır. Çatının hemen altındaki üst sıra pencereler dıştan şebekeli basit dikdörtgen şekildedir. Bunlardan girişe doğru olanlar hafifçe birbirlerine kaydırılmış, alt pencereler uzaktan tek pencere görünümünü vermekte iseler de bu durum büyük bir dikdörtgen pencerenin dilimli kemerle dekoratif bir şekle dönüşmesinden meydana gelmiştir.
Caminin bu cephesindeki en dikkati çeken nokta güney cephesi ile birleştiği yerdeki köşelere yerleştirilmiş devşirme aslan heykelidir. Dikdörtgen bir niş içerisinde bulunan bu aslan heykelinin yüz kısmının hatları belli olmayacak şekilde aşınmıştır.

Fotoğraf: Birgi Ulu Cami ddoğu cephesi ve kaç kapısı 

Caminin doğu cephesinin ortasında taç kapı (giriş kapısı) bulunmaktadır. Ahşap bir sundurma içerisine alınan ve yüksekliği çatı seviyesine kadar ulaşan bu kapıya birkaç basamaklı merdivenle çıkılmaktadır. Mermerden özenli bir işçilikle yapılan bu kapının yan duvarlarını üç sıra, çevresini de tek sıra halinde bir çerçeve çevirmiştir. Girişin üzeri geçmeli, basık bir kemer şeklinde olup, kilit taşının (köprü, kubbe gibi yapıların ortasındaki ağırlığı ve dengeyi sağlayan taş) üzerine buket şeklinde bir palmet (bezeme) motifi ile küçük bir kabara, kemer köşelerine de küçük rozetler, çiçek motifleri işlenmiştir. Kemerin üzerinde tek satır halinde yapım kitabesi, bunun üzerinde de yine bir ayetten alınma iki satırlık bir başka kitabe daha bulunmaktadır. Yapım kitabesinde ismi geçen (El Emiru’l Kebir) unvanı Aydınoğlu Mehmet Bey’in 1312–1313 yıllarında yöreye hâkim olduğunu yansıtmaktadır.
Caminin görünenin aksine üç taç kapısı bulunmaktadır

Caminin mermerden devşirme bloklarla kaplı olan güney cephesine üstte dört, altta da üst üste oturtulmuş ikişer pencere bulunur. Üstteki pencereler doğu yönündeki pencerelere hemen hemen eşittir. Alt sıra pencereler ise yine iki kat halindedir. Bunların üzerlerine sivri kemerli daha küçük pencereler yerleştirilmiştir. Üst pencerelerin kenar köşelerinde görülen çarkıfelek ve çiçek dolgulu rozetler bu cephedeki tek süsleme unsurlarıdır.

Fotoğaraf: 5 sahin, 15 sütünlü cami içinden görüntü

Caminin batı cephesinin bütününde moloz taş duvar işçiliği görülmektedir. Ancak yapımından sonra bu kısmın değişik zamanlarda onarıldığını gösteren izler de görülmektedir.
Caminin kuzey girişi yapı işçiliği ve kompozisyon bakımından doğu girişinin hemen hemen bir tekrarıdır. Yalnızca giriş açıklığını (Taç Kapı) geçmeli taştan sivri bir kemer örtmektedir. Bu kemerdeki her taşın üzeri küçük rozetlerle süslenmiştir. Kilit taşının üzerinde bitkisel bir motif, köşelerde içleri dolgulu iri madalyonlar bulunmaktadır. Cami’nin bugün iki taç kapısı olduğu görülmekle birlikte, geçmişte üç adet kapısının olduğu ortaya çıkmıştır.
(Bu konuda Evliya Çelebi, Fuat Köprülü ve İbrahim Hakkı Uzunçarşılı ayrıntı vermemekle beraber üç kapısı olduğunu belirtmişlerdir. Konuyu araştıran Selda Kalfazade köylülerle yaptığı konuşmalarda 1930’lu yıllarda batı cephesinin güney köşesindeki pencerenin kapı olarak kullanıldığını öğrenmiştir. Böylece yapının üç kapılı olduğu da ortaya çıkmıştır.)
Minare farklı yerde, mihrap mozaiklerle süslü

Birgi Ulu Camii’nin minaresi, alışılmışın dışında, sağ arka köşede değil, sağ ön köşede yer alır. (Kıble duvarının batı ucuna bitişiktir) Devşirme mermer bloklarla kaplanmış kübik kaide üzerinde tuğladan silindirik minare gövdesi yükselir. Minarede firuze sırlı, sırsız tuğla ve çini mozaik süslemeler görülür. Minare girişi güney duvarının batı ucundadır.

 

Fotoğraf: Mihrap ve minber süslemeleri

Birgi Ulu Cami’nin Mihrabı patlıcan moru ve firuze renkli çini mozaiklerle süslüdür. Benzer çini mozaik süsleme, mihrap önü mekanını sınırlayan kemerlerden kuzeydekinde de bulunmaktadır.

Yapının minberi ve pencere kanatları 14. yüzyıl ahşap işçiliğinin önemli örneklerindendir. Ceviz ağacından kündekari tekniğinde yapılmış minberin tüm yüzeyleri yoğun bir süslemeye sahiptir. Üç, beş, sekiz ve on kollu yıldızlar ile dörtgen, altıgen ve sekizgenlerden oluşan geometrik kompozisyonlarda, her bir geometrik motifin yüzeyi grift bitkisel örneklerle bezenmiştir. Ayrıca, çoğu dinsel içerikli olan çok sayıda Arapça kitabe vardır. Kitabelerden minberin bani ve usta adı ile yapım tarihini veren üç kitabesi sağ yan yüzdedir. Bu kitabelerden, eserin 1322 yılında , Muzaffereddin bin Abdülvahid isimli bir usta tarafından yapıldığı anlaşılmaktadır.
Kapı kanatları Londra’da ele geçirildi

1995 yılında çalınan minberin kapı kanatları, Londra’da bir müzayedede satılırken yakalanmıştır. Olay şöyle gelişir; “1993 yılında Ödemiş Müze müdürünün hırsızlığı bildirmesi üzerine interpol devreye girer. 1995 yılında İngiliz Scotland Yard’ının bir görevlisi konuyu takip eden gazeteci Özgen Acar’ı arar ve ‘Siz bana yardım etmiştiniz. Şimdi sıra bende… Çalınan ahşap cami kapısı Londra’da Christie’s müzayede evinde satışa çıkarılıyor” der.

 

Fotoğraf Londra’ya kaçırılan kapı kanatları
Özgen Acar gazetede bu konuda yayına başlar. Kapıyı satacak müzayede evi ile temasa geçer. İşin peşini bırakmaz ve 1995 yılı sonunda kapının Türkiye’ye iadesini sağlar.

Anastasia’nın ayak izi ve Mehmed Bey Türbesi

1334 yılında ölen Mehmed Bey’in Türbesi, camiyle aynı avlu içinde yer alır. Mehmed Beyin türbesinin yanında bulunan ayak izleri halk arasında bir efsaneye konu olmuştur. Birkaç anlatımı olan efsanenin en yaygın inanışı şöyledir: “Aydınoğlu Mehmet Bey, Birgi kentini ele geçirmek için uğraşmakta ama başarılı olamamaktadır. Bizans Tekfurunun kızı Anastasia kalenin surları arasında görüp aşık olduğu Aydınoğlu Mehmet Bey’e sevgi mesajları göndermektedir. Türklerin kaleye hücumlarından birinde, Anastasia kalenin kapılarından birini açtırarak, Türk askerlerin kaleye girmesine ve fethine yardımcı olur. Bizans Tekfuru ise kızının kapıyı açtırdığını öğrenerek öldürülmesi emrini verir. Bizans askerlerince öldürülmek istemeyen Anastasia, kaleden atlayarak intihar eder. Kenti ele geçiren Aydın oğlu Mehmet Bey, bir süre sonra Anastasia anısına eşsiz güzellikte bir bu camiyi yaptırır.”

 

Fotoğraf: Mehmed Bey Türbeyi ve Anastasia ayak izi 
Bu arada bir efsaneye göre, Anastasia kendini kaleden aşağı attığında ayak izleri yerde kalır. İnanışa göre Birgi Ulu Cami’nde bulunan kral kızının Mezarı’nın hemen yanında yer alan ayak izlerinin efsanesi bu şekilde yorumlanır.
Selçuklu döneminin çok özel eserlerinden biri olan Birgi Ulu Camı günümüzde dimdik ayaktadır ve ibadete açıktır.

Yazı ve Araştırma: Haldun DOMAÇ / Haziran -2017