Hatay’da yapmadan gelme

26-04-18 hdomac 0 comment

Hatay, Anadolu’nun en eski yerleşim merkezlerinden biridir. Yöredeki yaşam bulguları M.Ö. 100.000’lere kadar uzanır. Yöre; tarihi süreçte Hititler, Mısırlılar, Türkmen Oğuzların Atası Sakalar, Persler, Makedonlar, Selevkoslar, Romalılar, Emeviler, Abbasiler, Hamdanoğulları, Bizans İmparatorluğu, Selçuklular, Memluklular ve Osmanlılar egemenliği altında kaldığı için zengin kültür birikimine sahiptir.

Tarihi bir kavşak konumunda bulunan Hatay bu verilerin ışığında medeniyetlerin ve dinlerin kesişme ve kucaklaşma yeridir. Hatay’ın Antakya ilçesi ise birçok dinden ve inançtan insanların huzur içinde yaşadığı; cami, kilise ve havranın bir arada olduğu inanç turizminin merkezi konumundadır.

UNESCO’nun 26. Gastronomi kenti ilan ettiği Hatay zengin mutfağıyla da mutlaka görülmelidir.

Mayıs ve Haziran aylarında, geç turizm olarak planlayanlar için Eylül- Ekim ayında yapılacak seyahat tarihlemesinin doğru olduğunu vurgulayarak, Hatay’a gidenlerin yapması gerekenlerin bir bölümünü sıralayalım;

1-HATAY ARKEOLOJİ VE MOZAİK MÜZESİ

Kentin ilk çağlardan itibaren çeşitli kültürlere tanıklık eden yapısını ziyaretçilerin beğenisine sunan, yeni müzecilik anlayışının tüm gerekliliklerini kapsayan bir kültür kurumu olarak Hatay Arkeoloji Müzesi, 32 bin 750 metrekare kapalı alanı ve 11 bin metrekarelik teşhir mekânı ile Türkiye’nin en büyük arkeoloji müzesi konumundadır. Ayrıca dünyanın sayılı mozaik koleksiyonlarından birine sahip olan müze, Hatay’ın kültür varlıkları bakımından sahip olduğu zenginliği gözler önüne sermektedir.

Müzede toplam eser sayısı 35.433’dür. Mükemmel güzellikteki mozaikler yanında Hitit Kralı Şuppiluliuma heykeli Antakya Lahti müzenin önemli eserleri arasındadır. Müzeyi gezmeden önce müze girişinde Hatay’ın medeniyetler geçişine tanıklığı üzerine yapılan filmi mutlaka izleyin…

 2-HARBİYE ŞELALESİ

Defne beldesindeki Harbiye Şelaleleri,  Hatay’a gidildiğinde mutlaka görülmesi gereken bir yerdir. Hatay Meydanına 7 kilometre uzaklıktadır. Çağlayanlar bölgesi olarak tanımlanan Harbiye’de birbirinden güzel irili ufaklı şelaleler bulunur. Şehrin nefes alma, özellikle sıcak yaz günlerinde kaçış yeri olan Harbiye Şelaleleri’nin çarpıcı bir mitolojik hikâyesi vardır.

Defne’nin antik ismi olan Daphne, Zeus’un oğlu Apollon ile karşılaşır. Apollon’un aşık olması üzerine Daphne, toprak anadan kendisini saklamasını ister ve Daphne kök salarak bir defne ağacına dönüşür. Bugün şelalelerin, Defne’nin gözyaşları olduğuna inanılır.

3-HABİB-İ NECCAR CAMİ

Cami Hz. İsa’nın Havarilerine ilk inanan ve bu uğurda canını veren ilk Antakyalı Habib-i Neccar’ın adını taşımaktadır. (Neccar, Arapça’da marangoz demektir) Camiye ve Antakya’nın sırtını verdiği dağa adını veren Habib-i Neccar M.S. 40’lı yıllarda yaşamıştır. Müslümanlarca bir Evliya olarak kabul edilir. Yapı Anadolu’da ilk cami olarak bilinir ve ortaçağ mimari özelliğini taşır. Günümüzdeki cami Osmanlı eseridir. Kitabesinde yeniden yapım tarihi hicri 1275 olarak yazılıdır. Minaresi 17. Yüzyılda yapılmış, avlusunda 19. Yüzyılda yapılan bir Şadırvan bulunmaktadır. Caminin kuzeydoğu köşesinde Hz.İsa’nın Havarilerinden Yunus (Pavlus), Yahya (Yuhanna) ile onlara ilk inanan Habib-i Neccar’ın Türbesi (4 Metre derinlikte) yer alır. Habib-i Neccar’ın halk arasında yaygın olan öyküsü ise şöyledir;

“Roma döneminde Antakya halkı putperest olduğu için, Cenab-ı Hak Hz. İsa ‘ya Antakya halkı için iki resul göndermesini emreder. Hz. İsa Antakya halkı için 2 resul, daha sonrada bir resul daha gönderir. Resuller halka doğru yolu göstermeye çalışırken ilk inanan Habib-i Neccar olur. Antakyalılar bu olaya inanmayarak, resulleri taşlayarak öldürmeye karar verir. Habib-i Neccar Resullerin doğru söylediklerini ve onlara inanmaları gerektiğini söyler. Ancak putperestler Habib-i Neccar ‘ı bunlar seni kandırmışlar, ya eski dinine dönersin ya da ölürsün şeklinde tehdit eder ve dediklerini yaparak Habib-i Neccar ı öldürürler.”

Habib-i Neccar’ın şehit edilmesi ile ilgili birçok rivayet vardır. Bunların en yaygın olanı ise şöyledir: Habib-i Neccar’ın başı Silpiyus dağında vücudundan ayrılır. Baş, yuvarlanarak bugün cami ve türbesi bulunan yere gelir (bugün vücudu şehit edildiği mağarada başı ise caminin yanında bulunan türbededir) Başka bir rivayete göre, Habib-i Neccar kopan başını koltuğu arasına almış, Kur’an dan ayetler okuyarak bir süre dolaşmış ve bugün türbesi bulunan yere kadar gelerek, buraya düşmüştür.

4-TİTUS TÜNELLERİ

Samandağı Çevlik civarında bulunan tünel dağlardan inen, yaşamı tehdit eden sel suları ve taşkınlardan korunmak amacıyla yapılmıştır. Roma imparatoru Vespasianus şehrin etrafını dolanacak, böylece akıntıların yönünü değiştirecek bir tünelin yapımını emretmiştir.

 

İnşaat İ.S. 69 da başlanmış, İ.S.81 yılında halefi ve oğlu Titus tarafından bitirilmiştir. Tünel inşasında Roma lejyonları ve köleler çalışmıştır. Tümüyle dağ içine oyulan tünel 1380 metre uzunluğunda, 7 metre yüksekliğinde ve 6 metre genişliğindedir. Tünel eşsiz bir güzellik sergilemektedir.

5-BEŞİKLİ MAĞARASI KAYA MEZARLARI

Beşikli Mağarası ve Kaya Mezarları Titus Tüneli’nin deniz tarafındaki girişine göre sağ tarafta 100 metre kadar uzaklıkta bulunur. Beşikli Mağarası, kaya mezarlarının en geniş ve en ünlülerinden olup, içerisinde bölümler halinde on iki mezar vardır. Mezarlar birbirlerinden duvarlar ile ayrılmıştır.

 

Bu taş mezarlar, taş sütunlar ve kemerlerin birbirine bağladığı bölümler halinde olup, yukarıdan aşağıya yine taş merdivenlerle inilmektedir. Kayaların oyulması ile meydana getirilen, yer yer kapıların açıldığı bölümlerdeki sütunlar, sütun başlıkları, kademeler ve üst örtüyü kısmen süsleyen motifler orijinallerine uygun biçimde yapılmıştır.

6-ST PİERRE KLİSESİ

Antakya–Reyhanlı yolu üzerinde kente 2 km uzaklıkta Habib-i Neccar Dağı yakınındadır. Doğal bir mağara olup, eklemelerle kiliseye dönüştürülmüştür. İsa’nın 12 havarisinden biri olan St.Pierre; Antakya’ya M.S. 29-40 tarihleri arasında gelmiş ve Hıristiyanlığı yaymaya çalışmıştır. İlk dini toplantının yapıldığı bu kilisede cemaat ilk kez Hıristiyan adını almıştır. Bu yüzden St. Pierre Kilisesi Hıristiyanlığın ilk kilisesi olarak bilinir.

Bu mağara M.S.XII-XIII. yüzyıllarda Haçlılar tarafından ön cephesine yapılan ilave inşaat ile gotik tarzda bir kilise şekline çevrilmiştir.  Mağaranın tabanında tahrip olmuş bir şekilde M.S. 4 ve 5. yüzyıllara ait mozaik kalıntısı vardır. Ayrıca yapıda küçük St. Pierre’nin heykeli, kutsal sayılan su, saldırı esnasında cemaatin gizlice kaçmasına yarayan tünel bulunmaktadır. Kilesi 1963 yılında Papa VI.Paul  tarafından Hıristiyanlar için Haç yeri ilan edilmiştir. Her yıl 29 Haziran’da Katolik Kilisesince burada bir ayin düzenlenmektedir.

7-ULU CAMİ

Antakya camilerinin en eskisi ve en büyüğü Ulucami´dir. Şehir merkezinde Asi Nehri kenarındaki bu caminin içi, diğer tüm Türk camilerinde olduğu gibi çok sadedir. İçi kıymetli halılar ile kaplı caminin duvarlarında altın harflerle yazılmış ayetler vardır. Bu caminin Memlûk dönemi eseri olduğu, Osmanlı döneminde bir kaç defa onarım gördüğü sanılmakladır.

Doğu- batı yönünde uzanan dikdörtgen planlıdır. Caminin Osmanlı tarzında yapılmış silindirik geniş gövdeli ve yüksek minaresi şerefeli, sivri külahlıdır ve bir kaç defa tamir görmüştür. Üzerindeki 1704 tarihli kitabe bir kaç onarımdan birine ait olmalıdır. Gravürlerde, minarenin 200 yıl önce de aynı stilde olduğu görülmektedir. Avlusu geniş, taş döşeli, şadırvanlıdır. Mimarı ve yapılış yılı bilinmemektedir. Üzerinde, 1872 depreminden sonra onarıldığını gösteren 1874 tarihli bir kitabe bulunmaktadır.

8-HIDIRBEY MUSA AĞACI

Hatay’ın Samandağ ilçesine 6 kilometre uzaklıktaki Hıdırbey Köyü’nde bulunan Musa Ağacı,
dev bir çınar ağacıdır. Bilim adamlarına göre 1.000-1.200 yıllık bir tarihe sahiptir.
20 metrelik bir çevresi bulunan Musa Ağacı, 16.70 metrelik yüksekliğe sahiptir. Önceden ağacın içerisindeki büyük boşlukta Hıdırbey Köyü’nde yaşayanlar tarafın açılmış bir berber dükkânı bulunmaktaydı. Günümüzde ise bu boşluğun sadece küçük bir bölümü görülebilmektedir. Musa Ağacı, ülkemizdeki Anıt Ağaçları’ndan bir tanesidir. Musa Ağacının bir de efsanesi vardır;

“ Hz.Hızır ve Hz. Musa birlikte Hıdırbey Köyü’nü yakınında bulunan Musa Dağı’na çıkacaklardır. Bu sırada şimdiki Musa Ağacı’nın olduğu yere gelirler. Hz. Musa çok susar ve bastonunu buraya bırakarak dereye su içmek için gider. Ardından yola devam ederler. Hz. Musa birden bastonunu unuttuğunu fark eder ve geri dönerler. Bakarlar ki asanın olduğu yerde yeşermiş bir fidan vardır. İşte o günden sonra o fidan büyümüş ve Musa Ağacı olarak anılmıştır. Musa Ağacının yanında bulunan Ab-ı Hayat Çeşmesinden içilen suyun Hayat Suyu olduğuna inanılır.

9-VAKIFLI ERMENİ KÖYÜ

Vakıflı Ermeni Köyü, Hatay’ın Samandağ ilçesine 4 km uzaklıkta olan, halen “Türkiye’nin Tek Ermeni Köyü”dür. Musa Dağı eteklerindeki Hıdırbey Vadisi’nin doğal devamı niteliğindedir. Akdeniz’i tepeden seyreden ve Yayladağı – Suriye sınırına 30 kilometre uzaklıktadır.

 

Vakıflı Ermeni Köyü’nde 35 hane vardır ve bir hane dışında tamamı Ermeni’dir. Köyde 135 Ermeni yaşamaktadır. Köyde içinde kilise ve misafirhanenin bulunduğu Ermeni Vakfı’na ait tarihi bir bina bulunmaktadır. Ermeni asıllı Türk vatandaşlarının oluşturduğu köyde organik tarım yapılmaktadır. Organik olarak üretilen ürünler pazarlanmaktadır.

10-KÜNEFE VE HAYTALI

Hatay’ın tescil edilen 630 çeşit yemeği bulunmaktadır. Bu kentte her türlü damak zevkine uygun tatlar vardır. Bu konuda Konak Restaurant ve Şehir Kulübü yöre mutfağının zengin çeşitleri sunmaktadır.

Doğal olarak Hatay denince künefe ve Akdeniz havzasında değişik isimlerle yaygın olan Haytalı mutlaka yenmelidir. Haytalı Dondurma, nişasta ve gülsuyu ile hazırlanan sıcak yaz günlerinde tüketilen bir tatlı çeşididir.

DERLEME VE FOTOĞRAFLAR: HALDUN DOMAÇ